Psikofarma »

Eylül 26, 2016 – 11:07 pm | 18.772 Kez Görüntülendi

Epilepsi Nedir? Epilepsi İlaçları Nelerdir?

Epilepsi nedir?

Epilepsi normal nörolojik işlevleri bozan tekrarlayıcı nöbetlerin …

Read the full story »
Antidepresan İlaçlar

Antidepresan İlaçlar »»» Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlardır. kimyasal yapılarına ya da etki düzeneklerine göre sınıflandırılırlar.

Antimanik İlaçlar

Antimanik İlaçlar »»» Zihin Dengeleyiciler Depakene Depakote sprinkles Lamictal (lamatrogine) Lithium (lithium carbonate) Eskalith Lithobid

Antipsikotik İlaçlar

Antipsikotik İlaçlar»»» Şizofrenideki düşünce bozukluğu, hallüsinasyonlar ve delüzyonlar gibi gürültülü psikoz belirtilerini giderir ve nüksü önlerler

Anksiyolitik İlaçlar

Anksiyolitik Sedatif Hipnotik ilaçlar »»» anksiyete tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Diğer bir deyişle kaygı ve korku gidericiler olarak da adlandırılırlar

Antiepileptik İlaçlar

Antiepileptik ilaçlar »»» Epilepsinin yanı sıra epileptik olmayan nöbetlerin tedavisinde de kullanılılan ilaçlar Fenitoin Karbamazepin Barbitüratlar

Home » ilaç, ilaçlar, psikiyatrik ilaçlar, Psikofarma

Antipsikiyatri Yeniden mi ?

Submitted by on Nisan 1, 2007 – 9:04 pm 3 Comments | 2.223 Kez Görüntülendi

Son haftalarda, ciddi gazetelerimizde, ve psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılan ilaçlarla ilgili, çoğu ciddi dünya popüler bilim dergilerinden alınma yazılar sıkça görülür oldu. Olasıdır ki son aylarda vizyona giren etkileyici film “A Beautiful Mind/ ” filminin de bunda etkisi oldu. Bu filmde açıkça belirtilmese de, çağımızın büyük dehalardan birisinin yıllar önce geçirdiği ve psikiyatrik kullanmadan, kendiliğinden iyileştiği ve dehasına tekrar kavuştuğu savlanıyor. Dolaylı olarak, en ağır psikiyatrik bozukluklarda bile ilaca gerek olmadığı savunulmuş oluyor.

Bu filmin dışında medyamızda yer alan ilgili yazıların başlıca argümanları şunlar:

1- Depresyonların tedavisinde kullanılan ilaçlardan özellikle Seçici Serotonin Geri Alım Engelleyicisi (SSRI) grubundan ilaçların özellikle birkaçı, homisid (başkasını öldürme), suisid (kendini öldürme) hatta her iki davranışa birden yol açabilir.

2- Psikiyatrik , beyinde kalıcı hasara, kansere neden oluyor.

3- Psikiyatrik ilaçlar, beyin biyokimyasını etkileyerek, daha doğrudan deyişle değiştirerek psikiyatrik bozuklukları tedavi ediyor. Mesela yukarıda anılan , beyindeki serotonin adlı biyoamin’in akışını hızlandırıcı etkiye sahiptir. Başka ilaçlar da dikkate alınırsa, psikiyatrik ilaçlar, , üzerinden beyinde biyokimyasal değişmelere yol açarak sonuca ulaşıyor. Halbuki söz konusu ruhsal bozuklukların, beyindeki biyokimyasal değişmeler sonucu ortaya çıktığı konusunda kesin kanıt yok.

4- Psikiyatrik ilaçlar, alışkanlık yapan ve tabii uyuşturucu olan alkol, hatta esrar gibi etki ediyor. Psikiyatrik yakınmaları olan kişiler, bugünün legal ilaçlarını kullandıklarında iyileşme belirtileri gösterseler bile, ilacı bıraktıklarında, belirtiler geri geliyor. Başka ifadeyle, bu ilaçların etkisi geçici, sadece kullanıldığı sürede ve anılan uyuşturuculardan çok farklı değil.

Eğer gerçekten bilim yapıyorsak ve bilimsel düşünüyorsak bu tartışmalara her zaman hazır olmalıyız. Bu tür iddialar, günümüz psikiyatrisisinin içinde alternatif düşünce modelleri olarak her zaman vardır. Benzer yayınlar, popüler dergi ve gazeteler yanında bilimsel dergilerde de yer alabiliyor. Dahası, bizzat psikiyatrinin içinde

(karşı psikiyatri)” görüşü, 40 yıl öncesine göre ateşi azalmış olsa da varlığını sürdürüyor. Aslında David Cooper’ın isim babalığını yaptığı hareketi, 1960’lı yıllarda ortaya çıkmış; psikiyatriyi ve onun hizmet ettiği ideolojiyi eleştiren bir düşünce akımı. Gerçekte psikiyatri, bu düşüncelerden etkilendi ve sonuçta yararlandı. Daha sonra bu akım, psikiyatri de bu eleştiriler

ışığında yeni adımlar attıktan sonra önemini kaybetti. Ancak hâlâ, önemli psikiyatri kongrelerinin yapıldığı kongre saraylarının çevresinde antipsikiyatri görüşlerinin sonucu olduğu anlaşılan pankartlı gösteriler yapılıyor. “Beni sev ama bana ilaç verme”, “Psikiyatri çocuk tacizidir”, “Ruh hekimliği ırkçılıktır”, “Psikiyatri suçtur”,

“Psikiyatri öldürür, çocuklarınıza ilaç verilmesine izin vermeyin” yazılı pankartları

kendi gözlerimle gördüm. Anlaşılan, yıllardır

oldukça küllenmiş olan antipiskiyatri akımı ısıtılıp tekrar gündeme getiriliyor. Bilimsel düşünce, bu gündeme gelişin nedenini de tartışmayı gerektirir.

Ene’l-hak

Bu yazılanlar yanlış mıdır? Bu sorunun yanıtı, sözgelimi bir fili betimlerken neresini görüyor ya da elinizde tutuyor olmanıza bağlıdır. Örnekleyecek olursak, yakın zamanlarda -kolesterol açısından- yumurtanın masum olduğu konusunda haberler yayımlandı. Eğer kolesterol ya da kan yağları konusunda sorunları olan bir kişiyseniz ve bu habere inanıp bolca yumurta yemeye başlarsanız sağlığınız tehlikeye girdi demektir. Çünkü yumurta ve kolesterol bağıntısı ile ilgili yazılanlar sadece bir bakış açısını yansıtıyor. Dünyanın günümüzdeki sorunları, küreselleşme, terör, ekonomi sorunları, iletişim olanaklarının olağanüstü artması, internet iletişimi, nüfus artışı, kentleşme, bir yandan ruhsal stresleri artırıyor diğer yandan her sorunun her ortamda tartışılmasına olanak hazırlıyor. Medya her şeyin tartışılması için zemin oluşturuyor. Yoğunlaşan bu tartışmaları açıklamak için aşağıdaki nedenler üzerinde durulmalı:

Psikiyatrik ilaç endüstrisinin aşırı rekabeti: İlaç endüstrisinin gelişimiyle, birçok psikiyatrik bozukluğun tedavisinde kullanılan çok sayıda ilaç üretiliyor, bunlar yüksek sayılacak fiyatlarla satılıyor. Artık psikiyatri de elli yıl öncesinin psikiyatrisi değil; tanı ve tedavi konusunda dünya ölçüsünde standartlara ulaştı. Artık psikiyatri, bir tıp dalı olarak kendisini kabul ettirdi ve bunların sonucu olarak psikiyatrik tedavi arayan kişi sayısı çok arttı. Bu gelişme, giderek artan ilaç çeşidi ve firma sayısı temelinde kıyasıya rekabete yol açıyor. Bu ortamda ilaç endüstrisi; kongre destekleri, psikiyatri profesyonellerini kongrelere davet etme, ilaç mümessillerinin hekimleri ziyaretinde promosyonlar sunmaları, dahası mesela bir tıp örgütü mensubunun rastgele sarfettiği bir söz yüzünden, bu promosyonlar içinde “nataşa”ların bile bulunduğu iddiası, dikkatlerin psikiyatri uygulamaları üzerinde daha çok odaklanmasına yol açıyor.

2- Psikiyatrik rahatsızlıkların daha iyi tanınması ve psikiyatrik yardıma ihtiyaç duyanların artması, bilgi açlığı doğuruyor ve bu konudaki yazılar -hatta filmler- ilgi görüyor ve medya bu konulara daha çok eğiliyor.

3- Psikiyatri bilimindeki hızlı gelişmeler: Bilim, doğası gereği, zamanla temposunu artıran bir hızla ileriye gidiyor. Mesela, psikiyatrik bozuklukların, beyindeki birtakım beyin biyoaminlerinin dengesinin bozulması sonucu ortaya çıktığı konusunda kesin bilimsel veri bulunmadığı iddia edilse de, birçok ruhsal bozuklukta, ileri teknoloji görüntüleme yöntemleri ile beyin biyokimyasındaki sapmalar gösterilebiliyor. Sorun burada değil; sadece bu bulguların henüz tam netlik kazanmaması ile ilgili. Bir benzetme yapmak gerekirse, bugün evren, makrokozmos konusunda nihai sonuca ulaşılmadı ve kolay ulaşılır görünmüyor. Benzer biçimde, düşünce davranış ve duygularımızı belirleyen beyin işleyişimizi mikrokozmos olarak görürsek, bu konuda da nihai sonuca ulaşmak kolay görünmüyor. Bilimin doğası da budur. Nihai sonuca ulaştığımızı varsaysak, o zaman bilim de son bulmuş olur ve böyle bir şey düşünülemez.

Sonuç olarak söylemek gerekirse, bu tür popüler bilim haberleri, zaman zaman yanıltıcı da olsa her zaman var olacak; hatta olmalı da. Ancak tüm dünyada yayımlanmış bilimsel çalışmaları gözden geçiren metaanalizler, psikiyatriyi eleştiren bu iddiaları desteklemiyor. Gene örneklemek gerekirse, Hallacı Mansur, “ene’l-hak (ben Tanrıyım)” dediğinde, demek istediği Tanrı’yı inkar etmek değildi. Bu söz, tasavvuf meclisinde söylendiğinde, bir fikir tartışması olurdu. Ancak çıplak olarak medya önüne geldiğinde, yanlış anlaşılabilirdi. Bu açıdan bakıldığında, bilimsel yayınlardaki bu tür tartışmalar konunun profesyonellerince değerlendirilir. Popüler bilim olarak karşımıza geldiğinde ise, bilimsel bir tartışma, nihai bir sonuç gibi algılanabilir; bu da yanıltıcı olur. Sonuçta iyi oluyor demeliyiz. Okurlar, psikiyatrik tedavi görenler, bu kişilerin yakınları, her şeyin tartışıldığını görmeli, iki tarafın argümanlarını tartmalı, kendisi bir sonuca varmalı. O zaman psikiyatri bilimine güveni daha da artacak. Eğer psikiyatri, ayakları yere değen bir tıp bilimi ise, bunda gocunacak bir yön görmez; öyledir.

Prof.AHMET ÇELİKKOL:Ege Üniversitesi

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=1118

Kullandığım (lar)

Şonuçlara Bak

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

3 Comments »

  • cansu dedi ki:

    bende anti depresan ilaçları kullanıyorum ama hiç bi yan etkisini görmüyorum aslında ben bi üsye depresyon hastasıyım ama ilaçlar hiçbi yara sağlamadı bence müzik tedavi yada sosyo tedavi en iyisi her bi şeye ilaç olmuyor hem bakın bunların kanser yapıcı olduklarıda belli…

  • gül karakaya dedi ki:

    iyide doğru diyosunuzda şimdi ne yapsınlar zor durumda olanlar düşünsenize her tarafı kırıp döken bi sinir hastası ya da takıntısı olan biri bunları yenemiyo delirsinmi peki geçmiyo doğru diyosunuz ama yaşam kalitesi artıyo öbür türlü hayattan kopuyo sizin söylediğinize bütünüyle katılmıyorum ..ona bakarsanız doktora gidiyosunuz biri grip olmuşsun diyo biride kalp krizi geçiriyosun diyo o zaman tıbba güvenmeyelim bırakalım kaderimiz ne derse sonuç bu

  • Saç Modelleri dedi ki:

    Zorunlu olmadıkça ilaç kullanılmamasına inanıyorum.
    Bu ilaçlar kendi başlarına da bağımlılıl sorunları açabiliyor insanların başlarına. Çevremde de antideprean ilaçları olmadan çok zorlanan insanlar var, ve nedense bu kişiler genelde bayanlar. Hatta bir arkdaşım “biz xanax çocuklarıyız” demişti. Gerçektende lise ve üniversite yıllarımda bu tür ilaçları kullanan o kadar çok arkdaşımoldu ki. Bir nevi modaydı.