Psikofarma »

Eylül 26, 2016 – 11:07 pm | 15.635 Kez Görüntülendi

Epilepsi Nedir? Epilepsi İlaçları Nelerdir?

Epilepsi nedir?

Epilepsi normal nörolojik işlevleri bozan tekrarlayıcı nöbetlerin …

Read the full story »
Antidepresan İlaçlar

Antidepresan İlaçlar »»» Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlardır. kimyasal yapılarına ya da etki düzeneklerine göre sınıflandırılırlar.

Antimanik İlaçlar

Antimanik İlaçlar »»» Zihin Dengeleyiciler Depakene Depakote sprinkles Lamictal (lamatrogine) Lithium (lithium carbonate) Eskalith Lithobid

Antipsikotik İlaçlar

Antipsikotik İlaçlar»»» Şizofrenideki düşünce bozukluğu, hallüsinasyonlar ve delüzyonlar gibi gürültülü psikoz belirtilerini giderir ve nüksü önlerler

Anksiyolitik İlaçlar

Anksiyolitik Sedatif Hipnotik ilaçlar »»» anksiyete tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Diğer bir deyişle kaygı ve korku gidericiler olarak da adlandırılırlar

Antiepileptik İlaçlar

Antiepileptik ilaçlar »»» Epilepsinin yanı sıra epileptik olmayan nöbetlerin tedavisinde de kullanılılan ilaçlar Fenitoin Karbamazepin Barbitüratlar

Home » ilaç, ilaçlar, Psikofarmakolojik Yazılar

Şizofreni İlaçları

Submitted by on Kasım 7, 2011 – 11:20 pm | 72.423 Kez Görüntülendi

için ilk etkili 1950’lerin ortalarında geliştirilmiştir. Bu esas olarak, beyinde dopamin nörotransmitterin etkilerini azaltarak etki etmektedir. Bu temel olarak şizofreninin pozitif semptomlarının tedavisinde yararlıdır ve birçok hastanın hastane dışında kalmasını ve toplumda iyi işlev görmesini sağlamaktadır. Ancak, bu ilaçların şizofreninin negatif semptomlarına ya da duygudurum semptomlarına (duygulanım semptomları) karşı çok etkili olmadıkları düşünülmektedir. Ayrıca, bazı hastalar bu ilaçlara yetersiz yanıt verebilir ya da hiç yanıt vermeyebilir. Geleneksel nöroleptiklerin birçok tatsız yan etkisi de vardır ve bunlar için hastaların ek alması gerekebilir. Bu hastaların ilaçlarını almamalarına () katkıda bulunabilir ve bu da şizofreni semptomlarının nüksetmesine yol açabilir.

Son on yıl içinde şizofreni tedavisi için, eski ilaçlara kıyasla daha az ve daha düşük şiddette yan etkileri olan birçok yeni ve etkili kullanıma sunulmuştur. Bu yeni antipsikotik ilaçların hem serotonin hem dopaminin etkilerini engellediği ve bunun bir sonucu olarak daha geniş bir semptom yelpazesi üzerinde etkileri olduğu düşünülmektedir. Varsanılar ve sanrılar dahil olmak üzere psikozun tedavisinde etkilidirler ve aynı zamanda hastalığın, azalmış motivasyon veya küntleşmiş duygu ifadesi gibi negatif semptomlarının tedavisinde de yararlı olabilmektedirler.

Şizofreni hastalarının büyük çoğunluğu antipsikotik ilaçlarla tedavi edildiklerinde büyük bir düzelme göstermektedir. Ancak bazı hastalara ilaçlar pek yardımcı olmamakta ve birkaç hasta ilaç tedavisine gereksinim duyuyor görünmemektedir. Hangi hastaların bu iki gruba gireceğini öngörmek ve onları antipsikotik ilaçlarla tedaviden gerçekten yarar sağlayan büyük hasta çoğunluğundan ayırt etmek zordur.

Hastalar ve aileleri bazen şizofreni tedavisinde kullanılan antipsikotik ilaçlar konusunda endişeye kapılırlar. Yan etkilere ilişkin endişelerin yanı sıra, bu ilaçların bağımlılık yaratabileceğinden de kaygılanabilirler. Ancak, antipsikotik ilaçlar bunları kullanan kişilerde bir ‘cosku’ (öfori) ya da bağımlılık davranışına neden olmamaktadır. Antipsikotik ilaçlar hakkındaki bir başka yanlış kanı, bunların bir tür ya da bir ‘’ olarak iş gördüğüdür. Eğer uygun dozajda kullanılırsa, antipsikotik ilaçlar kişileri ‘nakavt’ etmez ya da özgür iradelerini ellerinden almaz. Bu ilaçlar sakinleştirici etkiye sahip olabilseler de ve bu etki, özellikle hasta oldukça ajiteyse, tedavinin başında yararlı olabilse de, bu ilaçların yararlılığı sakinleştirici etkiden değil, bir psikotik atağın varsanılar, ajitasyon, zihin bulanıklığı ve sanrılarını azaltma yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Bu şekilde, antipsikotik ilaçlar sonuçta şizofreni hastasının dünyayla daha mantıklı olarak başa çıkmasına yardımcı olmaktadır.

Antipsikotik ilaçlar bir akut ataktan çıkmış hastalarda gelecekteki psikotik atakların riskini azaltmaktadır. Devam eden tedaviyle bile, iyileşmiş bazı hastalar nüksler yaşayacaktır. İlaç kesildiğinde çok daha yüksek nüks oranları görülmektedir. Çoğu olğuda, devam eden ilaç tedavisinin nüksleri ‘önlediğini’ söylemek tam olarak doğru olmaz; daha doğrusu, tedavi nükslerin yoğunluk ve sıklığı azaltmaktadır. Şiddetli psikotik semptomların tedavisi genellikle idame tedavisinde kullanılandan daha yüksek dozajları gerektirir. Daha düşük bir dozda semptomların tekrar ortaya çıkması halinde, geçici bir doz artışı tam nüksü önleyebilir.

Nüks olasılığı antipsikotik ilaçlar kesildiğinde ya da düzensiz kullanıldığında daha yüksek olduğundan, şizofreni hastalarının tedavi planlarına bağlı kalmak için doktorları ve aileleriyle işbirliği yapmaları çok önemlidir. Bu, yazılan ilacin her gün doğru dozda ve uygun sayıda alınmasını, klinik randevulara gidilmesini ve diğer tedavi işlemlerinin dikkatle izlenmesini içermektedir. Bu, şizofrenisi olan kişiler için çoğu zaman zor olsa da, birkaç stratejinin yardımıyla kolaylaştırılabilir ve yaşam kalitesinde artışa yol açabilir.

Yan etkiler

Antipsikotik ilaçlar, hemen hemen tüm ilaçlar gibi, yararlı etkilerinin yanında istenmeyen etkilere de sahiptir. İlaç tedavisinin erken dönemlerinde, hastalar , , , , ağız kuruluğu ya da gibi yan etkilerden sıkıntı yaşayabilir. Bunların çoğu doz düşürülerek düzeltilebilir ya da diğer ilaçlarla kontrol altına alınabilir. Farklı hastalarda çeşitli antipsikotik ilaçlara farklı tedavi yanıtları ve yan etkiler görülür. Bir hastanın bir ilaçtan aldığı sonuç bir diğerinden daha iyi olabilir.

Antipsikotik ilaçların uzun dönemli yan etkileri dikkate değer ölçüde daha ciddi bir sorun yaratabilir. (TD), büyük çoğunlukla ağız, dudaklar ve dili ve bazen gövde veya kol ve bacakları etkileyen istem dışı hareketlerle belirgin bir bozukluktur. Uzun yıllardır eski antipsikotik ilaçları kullanan hastaların %15-20’unda görülür; ancak TD bu ilaçlarla daha kısa süreyle tedavi edilmiş hastalarda da gelişebilmektedir. Çoğu olguda, TD semptomları hafiftir ve hasta hareketlerin farkında olmayabilir. Yeni antipsikotik ilaçların TD oluşturma riskinin eski ilaçlara kıyasla çok daha düşük olduğu düşünülmektedir. Ancak, yeni ilaçlarda risk sıfır değildir ve kilo artışı gibi yan etkileri olabilmektedir. Ayrıca, çok yüksek dozda verildiğinde yeni laçlar da sosyal içe kapanma ve hareketi etkileyen bir bozukluk olan Parkinson hastalığını andıran semptomlara yol açabilmektedir. Bununla birlikte, yeni antipsikotik ilaçlar tedavide bir ilerlemedir ve şizofreni hastalarında optimal kullanımları çok sayıda yeni araştırmanın konusudur.[1]

İlaçla tedavi

Şizofreninin ilaçla tedavisinde nöroleptikler kullanılmaktadır. Nöroleptiklere; , , , Sulpirid , , , Amisulprid, , örnek verilebilir. Nöroleptik (antipsikotik) ilaçlar 1950’lerde ilk olarak klorpromazin ile kullanıma girmiş ve şizofreni tedavisinde çığır açmıştır. İlaçların kullanımı hastadan hastaya ve türden türe değişiklik göstermektedir. İlaçların etki süresi de hastadan hastaya değişiklik gösterir ve kullanılan ilacın türüne bağlı değişik yan etkiler görülebilir. Sıkça görülen yan etkiler arasında , , , , , bulanık görme, , sayılabilir. Özellikle eski tip antipsikotiklerin uzun süreli kullanımına bağlı olarak tardiv diskinezi adı verilen, istemsiz hareketlerle karakterize bir hareket bozukluğu ortaya çıkabilir.

Akut dönemlerinde zorunlu olmak üzere şizofrenide ilaçlar başta gelen tedavi yöntemidir. İlaçsız sağaltım yöntemleri süregenleşme riskini arttırır. İlaçların özellikle pozitif belirtileri yatıştırdığı bilinmektedir. İlaçlara yanıt ve duyarlılık bireyden bireye farklılıklar göstermektedir. Negatif belirtilerin baskın olduğu hastalarda yatıştırıcı etkisi daha az olan nöroleptiklerin kullanımı araştırmalarla desteklenmiştir. Uzun süre verilen ilaçlar bazen hastalarda negatif belirtilerin artmasına neden olabilmektedir[2].

Klasik

  • Haloperidol (Norodol)
  • Klorpromazin (Largactil)
  • Pimozid (Nörofren)
  • Trifluoperazin (Stilizan)
  • (Sülpir, Meresa, Dogmatil)
  • Flufenazin (Prolixin)
  • Zuklopentiksol (Clopixol)
  • Flupentiksol (Fluanxol)

  • Risperidon (Risperdal)
  • Olanzapin (Zyprexa, Rexapin)
  • Ketiapin (Seroquel, Cedrina)
  • Aripiprazol (Abilify)
  • Risperidon (Risperdal Consta)
  • Klozapin (Leponex, Clonex)

Glutamat santral sinir sisteminin bilinen en önemli eksitatör nörotransmitteridir. Glutamatın anksiyete, epilepsi ve madde bağımlılarında maddeden ani kesilme dönemlerinde ortaya çıkan yoksunluk belirtilerinin modülasyonunda rol oynadığı iyi bilinmektedir. Presinaptik uçtan salıverilen glutamat postsinaptik bölgede kendine özgül reseptörler üzerinden etkisini ortaya çıkarır. Son zamanlarda NMDA reseptörleri ve metabotropik glutamat reseptörleri gibi glutamata özgül reseptörlerin şizofreni fizyopatolojisinde önemli bir role sahip oldukları ve farmakoterapide önemli hedefler olabilecekleri yolunda yayınlar yapılmaktadır (Lindsley ve ark. 2006; Harrison 2008). Şizofrenide özellikle negatif belirtilerin glutamat hipofonksiyonu ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Nitekim, dopaminerjik etkisi belirgin olan ilaçların negatif belirtiler üzerine etkileri sınırlıdır. Öte yandan, fensiklidin ile ketamin gibi NMDA reseptör antagonistleri insanlarda ve deney hayvanlarında şizofreninin pozitif, negatif ve bilişsel belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır (Tsai and Coyle, 2002; Lindley ve ark. 2006). mGluR1 ve mGluR5 gibi grup I ve mGlu2/3 gibi grup II metabotropik glutamat reseptörlerindeki işlevsel bozuklukların da şizofreniye neden olabileceği düşünülmektedir (Pietraszek ve ark. 2006; Imre 2007). LY379268 isimli güçlü mGlu2/3 reseptör agonistinin deney hayvanlarında fensiklidin ve ketamin gibi NMDA antagonistleri ile oluşturulan lokomotor hiperaktivite ve motor bozuklukları düzeltirken, dışarıdan gelen uyarıların işlenerek cevaba dönüştürülmesi ile ilişkili filtre edici zihinsel işlevlerdeki (duyusal kapılama/sensorimotor gating) sorunu yansıtan irkilme refleksinin zayıf bir ön uyarı ile önlenmesi (prepulse inhibition of startle reflex, PPI) modelinde etkisiz bulunmuştur (Imre 2007). Bu veriler LY379268’in şizofrenideki etkinliğinin sınırlı olabileceğini düşündürmektedir.

NMDA/glisin bağlanma yerini modüle eden glisin, D-serin ve D-sikloserin gibi tam veya parsiyel glisin agonistlerinin de kısıtlı sayıda klinik olguda şizofreni tedavisinde etkili olabileceği ileri sürülmüştür. Glisin aktivitesinin artırılmasına yardımcı olan NFPS (ALX-NPS 5407), Org 24461/24598, SSR 504734 ve sarkozin (Nmetilglisin) gibi glisin transport inhibitörlerine de geleceğin şizofreni ilaçları gözü ile bakılmaktadır (Javitt 2002, Javitt 2008). Sarkozin ile özellikle Tayvan’da bazı sınırlı sayıda klinik çalışmalar yapılmıştır. Güvenli kullanımı ile ilişkili yeterli veri yoktur. Klozapin ile kombinasyonu etkisiz iken risperidon ile kombinasyonu tek başına risperidon kullanımına göre şizofreninin pozitif ve negatif belirtileri üzerine daha etkili bulunmuştur (Lane ve ark. 2005; Javitt 2008). Asya’da elde edilen sonuçlar çarpıcı olsa da Avrupa ve Amerika bu ilacın şizofreni tedavisinde kullanımına ihtiyatlı yaklaşmaktadır. Asya çalışmalarında sarkozinin risperidon ile kombinasyonunun olumlu sonuçlar ortaya çıkarırken klozapin ile kombinasyonun etkisizliğinin nedeni açıklığa kavuşturulması gereken diğer bir önemli noktadır.

Glisin ve D-sikloserin gibi glisin tam veya parsiyel agonistlerinin şizofreni tedavisindeki etkinliğini ininceleyen geniş örneklemli ve kontrollü bir çalışma olan CONSIST çalışmasının sonuçları bu ilaçların şizofreninin blişsel ve negatif semptomarı üzerine etkisinin plasebodan anlamlı ölçüde farklı olmadığına işaret etmektedir (Buchanan ve ark. 2007). Glisin agonistlerinin şizofreni tedavisindeki etkinliğinin net bir şekilde ortaya konabilmesi için daha fazla veriye ihtiyaç vardır.

Dopamin D3 reseptörlerinin şizofreni patofizyolojisinde ve tedavisinde önemine işaret eden raporlar da yayınlanmıştır. Seçici D3 reseptör antagonistleri sentezlenerek deney hayvanlarında olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Yakın tarihli çalışmalar SB 277011 ve S 33084 isimli iki seçici D3 reseptör antagonisti ile asenapin isimli seçici olmayan bir molekülün şizofreninin deney hayvanlarında modellenen pozitif ve negatif belirtileri ile bilişsel bozukluklar üzerine etkili olabileceğine işaret etmektedir (Joyce ve Millan, 2005; Micheli ve Heidbreder, 2006; Gyertyan ve Saghy, 2007). Asenapin D3 reseptörlerin yanı sıra 5- HT2A, 5-HT2B,5-HT2C, 5-HT6, 5-HT7 ve adrenerjik alfa 2B reseptörlere de etkilidir (Shahid ve ark. 2008).

Şizofreni patofizyolojisinde rolü olabileceğine dair güçlü kanıtlar elde edilen bir başka reseptör grubu da kolinerjik alfa 7 nikotinik reseptörlerdir. Özellikle hipokampal alfa 7 nikotinik reseptör sayısında veya aktivitesinde azalma ile şizofreni arasında bir bağlantı kurulmaktadır (Woodruff-Pak ve Gould, 2002; Olincy ve Stevens, 2008). Alfa 7 nikotinik reseptörlere özgül agonistlerin bu reseptörleri uyararak hipokampal internöronlardan GABA salıverilmesini artırmaları şizofreni tedavisi için yeni bir hedef olmuştur. 3-(2,4 dimetoksi) benzilidenanabasein (DMXBA) gibi seçici agonistlerin gerek deney hayvanlarında gerekse sınırlı sayıda klinik olguda şizofreninin özellikle bilişsel bozukluklarla ilişkili belirtileri üzerine olumlu etkileri saptanmıştır (Martin ve ark. 2004; Martin ve Freedman 2007).[3]

Kaynaklar:

[1]- http://www.janssen-cilag.com.tr/disease/

detail.jhtml?itemname=schizophrenia_medications&product=none

[2]- http://tr.wikipedia.org/wiki/Şizofreni

[3]- http://www.turkpsikiyatri.com/PDF/C20S2/175-182.pdf

Aşağıdaki İlaç Gruplarından Hangisini ya da Hangilerini Kullandınız?

Şonuçlara Bak

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Bir önceki yazımız olan Passiflora® Şurup başlıklı makalemizde adet görme, Astma ve Çarkıfelek hakkında bilgiler verilmektedir.