Psikofarma »

Eylül 26, 2016 – 11:07 pm | 13.857 Kez Görüntülendi

Epilepsi Nedir? Epilepsi İlaçları Nelerdir?

Epilepsi nedir?

Epilepsi normal nörolojik işlevleri bozan tekrarlayıcı nöbetlerin …

Read the full story »
Antidepresan İlaçlar

Antidepresan İlaçlar »»» Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlardır. kimyasal yapılarına ya da etki düzeneklerine göre sınıflandırılırlar.

Antimanik İlaçlar

Antimanik İlaçlar »»» Zihin Dengeleyiciler Depakene Depakote sprinkles Lamictal (lamatrogine) Lithium (lithium carbonate) Eskalith Lithobid

Antipsikotik İlaçlar

Antipsikotik İlaçlar»»» Şizofrenideki düşünce bozukluğu, hallüsinasyonlar ve delüzyonlar gibi gürültülü psikoz belirtilerini giderir ve nüksü önlerler

Anksiyolitik İlaçlar

Anksiyolitik Sedatif Hipnotik ilaçlar »»» anksiyete tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Diğer bir deyişle kaygı ve korku gidericiler olarak da adlandırılırlar

Antiepileptik İlaçlar

Antiepileptik ilaçlar »»» Epilepsinin yanı sıra epileptik olmayan nöbetlerin tedavisinde de kullanılılan ilaçlar Fenitoin Karbamazepin Barbitüratlar

Home » ilaç, ilaçlar, Psikofarmakolojik Yazılar

PSİKİYATRİDE ETİK KONULAR

Submitted by on Şubat 21, 2009 – 10:37 am | 3.751 Kez Görüntülendi

Psikiyatride Konular

Giriş
Son zamanlarda ülkemizde ve dünyada etik konusuna ilgi giderek artmaktadır. Gerçekte psikiyatrik uygulamalarda etik konular tümüyle çözülmüş değildir. Neyin etik açıdan doğru, neyin yanlış olduğu konusunda görüş birliğine varılmış değildir. Bu konuda herkesin üzerinde anlaşıp koruyacağı ilkelere gereksinim vardır.
Psikiyatrik uygulama ile ilgili etik kurallar çok eskiye dayanır. Hipokrat yemini tıbbi etikteki çağdaş kurallara temel oluşturmuştur. Bu yemin, hekimler arasındaki ilişkilerle ilgili kurallar koymakta, onlara özel görevler yüklemektedir. Hastaya zarar vermeme, alınan bilgilerin gizliliğinin korunması, hasta ile cinsel ilişkinin yasaklanması gibi önemli kurallar yeminde yer almaktadır. Bu yeminde sonradan değişik inanç ve kültürlere göre değişiklikler yapılmıştır. Örneğin, öğrenmek isteyen herkese bu bilgileri öğretme zorunluluğu getirilmiştir. Cenevre bildirisi ile, Hipokrat andına hastanın sağlığının hekimin temel işi olduğu cümlesi eklenmiştir. Her türlü girişimde hastaya zarar verilmemesi esastır. Bu “” ilkesi ile ifadesini bulmuştur.
Amerikan Tıp Birliği (AMA) 1847’de ilk kez etik kurallar belirleyerek yayınlamıştır. Bu kurallarda meslek içi danışma, reklam yapma, mezhep ve din ayırımından kaçınma, hasta çalma gibi konulara değinilmiştir. AMA bu kurallarda 1903, 1912, 1947, 1957 yıllarında önemli değişiklikler yapmıştır. Psikiyatrik uygulamada da 1973 yılına dek bu kurallar uygulanmıştır. 1973’de (APA) bu konuda ilk bildirisini yayınlamıştır. Bu bildiri ile halen yürürlükte olan kurallara eklemeler yapılmıştır. Bu eklemelerde hasta hekim ilişkileri, sürekli eğitim, mesleki yeterlilik, kayıt ve gizlilik ile ilgili hükümler bulunmaktadır.
Etik kurallar durağan kurallar değildir. Bilimsel gelişmelere koşut olarak değişmektedirler. Gerçekte bu konuda bir düzenleme gereksinimi , , ve tedavilerinin gelişimi ile artmıştır(Del Ryo, 1985; Perlin, 1989; Appelbaum, 1989).
Etik konular gerçekte hekimlerin tekelinde olan, yalnızca onları ilgilendiren konular değildir. Sosyologlar ve avukatları da yakından ilgilendirmektedir. Ayrıca, her zaman bir ekip hizmeti olması gereken tıbbi uygulamada tüm hastane personelinin de rolü olduğu, diğer görevlilerin tutumunun da etik açıdan önemli olabileceği unutulmamalıdır.

Günlük uygulamalarda etik
Sorumluluk
Hekim sorumluluğunun gereği olarak en üst standartlarda hizmet vermelidir. Araştırma ve tedavilerinde tüm değişkenlere dikkat etmeli, hasta haklarını korumalıdır. Sorumluluğu, eğitiminden sorumlu olduğu insanlar için de gereklidir.
Yeterlilik
Hekimin her girişiminde yeterliliği ve eğitimi esastır. Hekim yeteneklerinin ve mesleki gücünün sınırlarının farkında olmalıdır. Günlük uygulamalarda “omnipotent” tutumları sık olarak görmekteyiz.
Hastaneye yatırma
Hastaneye yatırıp yatırmama kararı ve hastaneye yatmanın sonuçları etik açıdan önemlidir. Toplumdaki önyargılar, bunun hastaya etkileri ve bunun psikolojik açıdan travma etkisi özel önem arzeder.
Zorunlu yatırma etik olduğu kadar aynı zamanda yasal bir konudur. Bu konuda hasta ve yakınlarına gerekli açıklamalar yapılmalıdır. Ülkemizde zorunlu yatışı ve psikiyatrik hasta haklarını düzenleyen bir yasa ve yönetmelik bulunmamaktadır. Ancak bu konuda önemli bir adımın atıldığını, zorunlu yatış ve hasta haklarını düzenleyen bir yasanın olgunlaştırılmaya çalışıldığını, bunun meslek kuruluşları ile konu ile ilgilenenlerin tartışmasına açıldığını biliyoruz (Oğuz ve Demir, 1993).
Gizlilik
Hipokrat yeminindeki temel kurallardan biri hastadan alınan bilgilerin gizliliğidir. Kayıtların gizliliği de esastır. Kayıtlara yetkisiz kişiler ulaşamamalıdır. Hasta da dosyalarına ne yazıldığını bilmemelidir.
Ancak hastanın başkaları için zararlı olabileceği durumlarda bu kurala uyulmayabileceğini savunanlar da vardır. Diğer önemli bir konu da AIDS tanısı konmuş olgulardır. Böyle bir tanının gizlenmesinin sonuçları etik açıdan da yasal açıdan da önemlidir.
Bizden mahkemeler, polis, amirler, eş ve çocuklar, başka yakınlar resmi veya resmi olmayan kanaldan bilgi isteyebilmektedirler. Bu konuda ne kadar ve nasıl bilgi vermek etik sayılacak ne kadarı sayılmayacaktır. Bu konuda üzerinde görüşbirliği sağlanmış kurallar yoktur.
Onay alma – bilgi verme
Etik açıdan önemli bir konu da onay alma ve bilgi verme konusudur. Tedavi amaçlı her girişimde bilgi verme ve onay alma zorunlu olmalıdır. Bunun ülkemizde sağlıklı bir şekilde işlediğini söyleyemeyiz.
Bilgi verme hastanın yaşamı konusunda gerçekçi planlar yapmasını sağlar. Önemli bilişsel bozukluklar gösteren olgularda bilgi verme ve onay alma konusunda uygulama değişebilir. Buna karşın son zamanlarda ağır akıl hastalarına da tedaviyi seçme konusunda haklar tanınması yoğun biçimde tartışılmaktadır (Eth, 1990).
Hastanın gerçeği değerlendirmesi bozuk ise onay alma olayı nasıl işleyecektir. Böyle bir olguda bilgi vermenin yeterli olduğu, onay almanın gerekmediği savunulmaktadır. Hastanın tedaviye karşı tutumu doğrudan psikopatoloji ile ilgili ise, hekimin onay veya hastayı dinlememe hakkı olmalıdır. Böyle bir durumda yasal yakınlarının onayı yeterli sayılabilir.
Eğitim amacı ile hastaları kullanma
Önemli bir etik konu da hastaların eğitim amacı ile kullanılmasıdır. Hastanın yanında, çoğu kez de başka hastaların duyabileceği şekilde tanı ve tedavilerinin tartışılması alışkanlık halindedir. Hastaların eğitim ve araştırma için kullanımında en doğru yol yazılı veya sözlü onay olmasıdır. Muvafakatname alınmalıdır. Ancak bu konuda görüş birliği yoktur. Kim kimi aydınlatacak, ne kadar bilgi verilirse yeterli bilgi verilmiş sayılacak, bu konular yeterli biçimde aydınlatılmış sayılacak kadar net değildir.
Tanı koyma ve tedaviye uyum
Bilindiği gibi psikiyatride birçok tanı sistemi vardır. Bu sistemler hekime ilaç yazma konusunda yardımcı olmaktadır. Ilk kez DSM III ile psikiyatrik bozukluklarda içerme ve dışlama ölçütleri tanımlanmıştır. Bu şekilde geçerli tanı koyma kolaylaşmış, klinisyenler arasında ortak bir dil oluşmuştur. Ancak aynı belirtileri veren hastalıkların heterojen olabilmesi, aynı belirtileri gösterdiği halde aynı ilaçlardan yararlanmayan, çok farklı belirti veren olguların aynı ilaca yanıt verebilmeleri ilaç tedavisinde ve araştırma konularında önemli bir sorun olarak görülmektedir. Yeni bazı gözlemler ve bazı yeni ilaçların bulunuşu eski klasik görüşlerin gözden geçirilmesine neden olmuştur. Bazı yeni ilaçların etkileri eski klasik ilaçlara uymamaktadır. Ayrıca birçok biyolojik parametrenin önemi farkedilmiş, tanı ve tedavinin değerlendirilmesinde bunlar kullanılmaya başlanmıştır. Gerçekte ilaçla tedavide tüm etkenleri denetleme ve ölçebilme olanağımız yoktur. Birçok ilacın farmakokinetiği tam olarak bilinmemekte, bilinen bazılarında ise bireysel farklılıklar olabilmektedir. Bu gelişmeler tedavi olanaklarını arttırmakla birlikte eğitimin de önemini arttırmıştır. Buna bağlı olarak mesleki yeterliliğin etik açıdan önemi artmıştır.
Hastadan bilgi almanın yeterli olmaması durumunda hekim hastanın birlikte yaşadığı aile bireyleri, arkadaşları, iş arkadaşlarından yararlanmalı ve bilgi almalıdır. Öykü, bize hastalığın etiyolojisi hakkında bilgi verebilir. Organik veya fonksiyonel olup olmadığını ayırmamıza yardımcı olabilir.
Hastanın özellikleri tedaviye uyumunu her zaman etkiler. Ilacı alamama, önerilere uymama gibi durumlar oldukça sık karşılaşılan durumlardır. Hekim tedaviyi etkileyecek psikolojik ve sosyal değişkenleri bilmek zorundadır. Bu değişkenler, hasta kadar hekimle de ilgili olabilir. Hastanın hastalığına karşı tutumu, psikodinamik özellikleri, kişilik özellikleri, içgörüsü, terapotik ilişki kurma yetisi, başa çıkma düzenekleri, sosyal destek sistemleri, ilaca karşı tutumlar, tedavi motivasyonu hasta ile ilgili değişkenlerdir. Her hastanın ilaç tedavisi karşısında kendine özgü davranış kalıpları vardır. İlacın riskleri, etki düzenekleri veya nasıl kullanılacağı konusunda bilgi eksikliği, etkileşmeleri bilmeden aynı anda birçok ilacı kullanma gibi sorunlar ciddi tıbbi sorunlara neden olabilir. Yan etkilerden korkma, bağımlılık ve kötüye kullanım kaygısı, ilaç tedavisinden yararlanmama veya yanlış anlamalar nedeni ile ilacı kullanmama veya gereğinden az dozda ilaç alma sözkonusu olabilir. Bütün bunlara ek olarak hastaların kendi davranışlarının hekim tarafından kontrol edilmesini istememeleri, kendi kendine tedaviyi düzenleme eğilimleri tedaviyi zorlaştırabilir. Hekimle hasta arasındaki ilişki de hastalığın biyolojik gidişini etkileyebilir. Bu konuların her biri tıbbi olduğu kadar etik açıdan da sorun olabilecek konulardır (Yüksel ve Köroğlu, 1991).

Psikoterapotik girişimlerin temelini oluşturan aktarım, karşıt aktarım, direnç, savunma düzenekleri hasta hekim ilişkisinin önemli bileşenleri olup etik açıdan önem taşımaktadır. Örneğin terapi için gerekli olan ölçüde bile transferans cinsel fantazileri uyarabilir. Bu tür tedavilerde sınır koyma esastır. Bu nedenle çıkabilecek uygulama hataları etik açıdan önem taşır. Bu da hekimin eğitiminin önemini arttırmaktadır.
İlaç kullanma ve tedavi ilkeleri
Psikiyatrik bozuklukların birçoğu destekleme, krize müdahele teknikleri ile davranışçı, bilişsel ve içgörü yönelimli psikoterapilere yanıt verebilir. Bu gibi durumlarda ilaca ağırlık verilmemeli bu yöntemler tercih edilmelidir. Etkinlik derecesi eşdeğer ise biyolojik olmayan yöntemler kullanılmalıdır.
İlaç tedavisine başlanmadan önce ayrıntılı psikiyatrik öykü alınması, sistemlerin gözden geçirilmesi, fizik ve nörolojik muayene, ruhsal durum muayenesi yapılması zorunludur.
Hekim ilaç tedavisi uygularken ilacın klinik etkilerini, yan etkilerini, farmakokinetik özelliklerini, uygulama yollarını, dozunu, toksik belirtilerini, fiyatını ve buna bağlı olarak tedavisinin maliyetini bilmek zorundadır. Hemen pahalı ve yeni bir ilaçla tedaviye başlanmamalıdır. Ucuz ve daha iyi tanınan öncelikle tercih edilmelidir. Böyle davranılmadığı takdirde hekim sorumluluğunu yeterince yerine getirmiş sayılamaz. Tedavi ile ilgili her konuda bilgi vermek esastır. Bilgi vermemek hasta hekim ilişkisini olumsuz yönde etkiler. Ancak hekim bilgi verirken zamanlamayı en uygun bir biçimde yapmalıdır. Yanlış bir zamanlama, organik bir olgunun yoğun uyaran altında kalması ile terapötik süreci bozabilir, olgularda ek belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.
Belirtilerin reaktif oluşu ilaç vermeme gerekçesi olmamalıdır. Reaktif belirtiler de uygun ilaç seçildiğinde ilaçtan yararlanabilmektedir. Bu ve benzeri gerekçelerle ilaç vermemek hastanın acısının gereksiz yere uzamasına yol açar.
İlaç başlamaya karar vermek ve ilaç seçmek genellikle önemli bir sorun oluşturmamaktadır. Ancak , , gibi yöntemlerin seçiminde önemli etik sorunlar çıkabilir. Aynı şekilde EKT’ye karşı tutumlar ve antiandrojenlerin parafililerde kullanımı için de benzer şeyler söylenebilir.
Hastanın yaşı, klinik ve genel sağlık durumuna göre risk-yarar hesabı yapılmalı, klinik etkileri en iyi, yan etkileri en az olan ilaç seçilmelidir.
İlaç tedavisinde genel ilke, gerekli olan en kısa süre ve en düşük dozda ilaç kullanımı olmalıdır. Bu ilke birçok ciddi yan etkiyi azaltır. İlaçların gerektiğinden yüksek doz ve sürede kullanılması bazı ilaçlarda (örneğin ) kötü kullanım potansiyelini arttırır. Bazı ilaçlarda ise kalıcı yan etkilere neden olur. Antipsikotiklerin kullanımı ile oluşan buna örnek verilebilir. İlaç dışı yöntemlere başvurulması ilaçta doz gereksinimini azaltır.
Tedavi planının basit ya da karmaşık oluşu hastanın tedaviye uyumunu yakından etkiler. Uzun süreli tedavide karmaşık tedavi planlarına uymak çok güçtür. Tek doz uygulamaları tedaviye uyumu arttırır. Hekim tedavi edeceği hastalarda bunları hesaba katmalıdır.
Etik açıdan önemli bir konu da birçok ilacın aynı anda kullanılmasıdır. Bu eğilim genel olarak bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. genel olarak tek ilaç kullanımından daha etkin değildir. Tersine yan etkilerde artış olur.
Tıbbi nedenler psikolojik belirtilerin ortaya çıkışını ve gidişini etkileyebileceğinden hekim olağan dışı her şeyden kuşku duyarak araştırmalıdır.
Her türlü tedavide hasta ile olumlu bir psikoterapötik ilişki kurulması gerekir. Olumlu ilişki karşılıklı güven ile olur. Hastanın güveni ancak açık davranılarak, bilgi verilerek, duyguları paylaşılarak, düşünceleri dinlenerek sağlanır. Hastadan güvenmesi istenerek güveni sağlanamaz. İlaç tedavisine karşı olumsuz tutum sergileyen olgularda hemen yargılayıcı bir tutuma girilmemelidir. Uygun yaklaşım bu tutum ve duyguların ele alınarak incelenmesidir. Tedavinin gidişi, beklenen etkiler hastaya açık olarak anlatılmalıdır. Yapılan görüşmelerin kayda geçirilmesi gerekir.
Önemli yanlışlardan biri de uygun doz ve uygun sürede kullanmadan tedaviyi sonlandırmaktır. Yeterli klinik yanıtın alınması, tolere edilmeyen bir yan etkinin ortaya çıkması veya uygun kan düzeyi ve yeterli süreye karşın yanıt alınamaması halinde tedaviye son verilmelidir.
Tedavide hastanın onayının, bu olanaklı değilse yasal yakınlarının onayının alınması zorunludur. Hekim bazen onayı yazılı olarak almak gereksinimi duyabilir.
Ağır psikotik durumlarda (akut manik ve , gibi) psikoterapi, kısa dönemde sonucu pek az etkiler veya hiç etkilemez. Birçok durumda ilaç tedavisi gerekli olmakla birlikte çoğu durumda uygun tedavi için bu yeterli değildir. Hekim ilaç tedavisi ile ortam tedavisi ve psikoterapi gibi yöntemleri birlikte uygulamalıdır. Depresyonda psikoterapi ile ilaç kombinasyonu bu yöntemlerin tek başına kullanımından hemen her zaman daha iyidir. Psikoterapi hastanın insan ilişkilerini düzeltir, sorunlara yeni bir bakış açısı kazandırır. Ilaç ise duygudurumu yükseltir. Gerekmediği halde ilaç vermek veya bunun tersine gerekli olduğu halde vermemekte ısrar etmek bilimsel bir yanlış yanında önemli bir etik kusurdur.
Araştırmalarda etik konular
Hekimlerin hastalar üzerinde yapacağı ilaç araştırmalarının etik kurallara uygun olarak yapılması gereklidir. Ülkemizde bu konu ’nde yer almaktadır. Bu tüzüğün konu ile ilgili hükümleri şu şekildedir:
Madde 10: Araştırma yapmakta olan tabip ve diş tabibi, bulduğu teşhis ve tadiv usulünü yeter derecede tecrübe ederek faydalı olduğuna veya zararlı neticeler tevlit etmeyeceğine kanaat getirmedikçe, tatbik ve tavsiye edemez. Ancak, yeter derecede tecrübe edilmemiş olan yeni bir keşfin tatbikatı sırasında alınacak tedbirler hakkında ilgililerin dikkatini celbetmek ve henüz tecrübe safhasında olduğunu ilave etmek şart ile, bu keşfi tavsiye edebilir.
Bir keşif hakkında yanlış kanaat uyandıracak ifadeler kullanılması yasaktır.
Madde 11: Tecrübe maksadı ile insanlar üzerinde hiçbir cerrahi müdahale yapılamıyacağı gibi aynı maksatla, kimyevi, fiziki veya biyolojik şekilde herhangi bir tedavi de tatbik edilemez.
Klasik metotların hastaya fayda vermeyeceği klinik veya labaratuar muayeneleri neticesinde sabit olduğu takdirde, daha önce mutat tecrübe hayvanları üzerinde kafi derecede denenmek sureti ile faydalı tesirleri anlaşılmış olan bir tedavi usulünün tatbiki caizdir. Şu kadar ki, bu tedavinin tatbik edilebilmesi için, hastaya faydalı olacağının ve muvaffakiyet elde edilememesi halinde ise mutat tedavi usullerinden daha elverişsiz bir netice alınmayacağının muhtemel bulunması şarttır.” (Tıbbi Deontoloji tüzüğü).
Bir klinik araştırmanın güvenilirliği, elde edilen bilgilerin değerine, hasta seçimi konusundaki titizliğe, araştırma protokolüne ve buna uyulmasına bağlıdır.
Klinik araştırmalarda her zaman bir risk söz konusudur. Bu riskler göz önüne alınmadan araştırma yapmak olası değildir. Ancak hangi durumda bu risklerin ne kadarı göze alınabilir. Örneğin allerjik bir reaksiyonu tedavi için karaciğer enzimlerinde bir yükselme göze alınamaz. Kanser veya AIDS gibi bir hastalık için böyle bir risk kolayca göze alınabilir. Hekim araştırma yaparken olası yarar ve zararları hesaplamalı, gerekçesi yeterli ise araştırmaya başlamalıdır.
Araştırmalarda uyulması gerekli temel ilkeler şunlar olmalıdır:
* Araştırmalar yasalara uygun olarak planlanmalı veya yapılmalıdır.
* Etik kurallara uyulmalıdır.
* Her araştırmada katılan kişi ile ayrıntılı biçimde görüşülerek bilgi verilmelidir. Araştırmanın neden bu şekilde olduğu başka şekilde olmadığı anlatılmalıdır. Araştırmalar yapılmaya değer olmalıdır.
* Katılımcı araştırma ile ilgili belgeleri her aşamada isteyebilir, soru sorabilir. Buna olanak sağlanmalıdır.
* Her deneğe onay belgesi imzalatılmalıdır. Ilaç araştırmalarında bunun tanık huzurunda olmasına dikkat edilmelidir.
* Aslında her araştırmada etik konular bir miktar ihlal edilir. Ancak bilgi verme ve onay alma hekimi haklı çıkarır. Verilen bilgilerin anlaşıldığından emin olunmalıdır.
* Deneklere istedikleri takdirde sonuçlar hakkında bilgi verilmelidir.
* Gönüllülere ücret ödenmesi esastır. Ücret makul olmalı, ne az ne de çok olmalıdır.
Tüm bu kurallara uygun olarak yapılmış olan bir araştırma etik açıdan kusursuz sayılabilir mi? Bu konu tartışmalıdır. Örneğin kronik şizofrenide idame tedavisinde düzenli ilaç kullanımı esastır. Böyle bir olguda ilaç kesiminin araştırılması ne ölçüde etik sayılacaktır? Bu konuda hasta ve yakınlarının bilgilendirilmiş olması yeterli sayılabilir mi? (Neylan ve ark., 1990)


’nin (10 Aralık 1948) 40. yılında Mısır’ın Luxor kentinde yapılan kongrede ruh hastalarının hakları ele alınmış bu bildirgeden esinlenerek “Insan Hakları ve Ruh Sağlığı Bildirgesi” yayınlanmıştır. Bildirge Dünya Ruh Sağlığı Kongresi Yönetim Kurulu’nun 26 Ağustos 1989’da Yeni Zelenda’da yaptığı toplantıda hazırlanmıştır.
Bu bildirge şu ilkeler esas alınarak hazırlanmıştır:
1- Bireysel ve kültürel farklılıklara saygı duyulmalıdır.
2- Ruh hastaları da insan hakları evrensel bildirisinde belirtilen haklardan yararlanırlar.
3- Hekim hastasına tanı koyarken kabul gören standartlara uymalıdır.
4- Ruh hastalıkları sadece bireyi ve onun çevresini etkilemekle kalmamakta aynı anda toplumun da sırtına önemli bir bakım sorunu yüklemektedir.
5- Ruh sağlığı hizmetlerinin planlama ve yönetimine bu hizmetlerden yararlanan kişilerin de katılması gereklidir.
yukardaki ilkelere dayanarak aşağıda özetlenen yaklaşımları savunmuş ve önermiştir:
Ruh sağlığı sorunu tek bir kurum veya kuruluşun tekelinde kalamaz. Bu sorunla ilgisi bulunan resmi ve gayri resmi kurumlar görev üstlenmelidir. Temel uğraş korunma amacına yönelik olmalıdır. Sorun çok yönlü olduğundan eğitim kurumları da dahil olmak üzere birçok kurumun işbirliği yapması zorunludur.
Ruh hastası olarak damgalanan, tanı konan, tedavi gören hastalar diğer yurttaşların sahip olduğu tüm haklara sahip olmalıdır. Bu olgularda insanca yaşamalı ve kaliteli bir tedavi görmelidirler. Tedavilerinde diğer hastalarda olduğu gibi tıbbi, ahlaki ve yasal kurallar geçerli olmalıdır. Kendi isteği dışında tedaviye alınan hastalara da bu haklar tanınmalıdır.
Bireysel sorumluluk taşımak hastaların doğal hakkıdır. Kısıtlayıcı tutum olanaklar ölçüsünde en az olmalıdır. Rehabilitasyon bu tedavilerin doğal uzantısı olmalıdır (Insan hakları, 1992).
Etik konusu son yıllarda hem ülkemizde hem de tüm dünyada artan bir ilgi ile işlenmektedir. Etik açıdan kusurlu davranışların büyük ölçüde bilgi ve eğitim eksikliğine dayandığına inanıyorum. Bu eksikliklerin giderilmesi ile genel tıbbi hizmet niteliği de artacaktır. Buna bağlı olarak etik açıdan davranış kusurları da azalacaktır. Bu da yalnızca psikiyatrik hastaların tedavisini değil, tüm tıbbi bakım ve tedavi hizmetini yakından etkileyerek değiştirecektir.

KAYNAKLAR
Appelbaum PS (1989): Civil Commitment. 32. Bölüm. Psychiatry’de (Michels R, Chairman of Editorial Board; Cavenar JO, Editor). Basic Books, Inc., NewYork.
Del Ryo VBY (1985): Psychiatric Ethics and Confidentality. Comprehensive Textbook of Psychiatry’de, (Kaplan HI, Sadock BJ, Eds). Vol 2, Fourth Edition, USA.
Eth, S (1990): Psychiatric Ethics: Entering the 1990s. Hospital and Communitiy Psychiatry, 41(4): 384-386.
Insan Hakları ve Ruh Sağlığı Bildirgesi (1992): Çev: Sevinçok L. Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu Genel Sekreterliği tarafından yayınlanmıştır. Bülteni, 1(3): 140-141.
Neylan TC, Wright BA, Shelton MD, Van Kammen DP (1990): More on Ethics Drug Discontinuation Studies in Schizophrenia. Arch Gen Psychiatry, 47: 192.
Oğuz Y, Demir B (1993): Etik. Hukuki ve etik yönü ile zorla hastaneye yatırma. Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi, 1(4): 367-371.
Perlin ML (1989): Patients’ Rights. 35. Bölüm. Psychiatry’de (Michels R, Chairman of Editorial Board; Cavenar JO, Editor). Basic Books, Inc., NewYork.
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü. (Kabul tarihi: 13.1.1960, Karar sayısı: 4/12678, yayın tarihi: 19.2.1960).
Yüksel N (1994): Psikiyatride Ilaç Tedavisi ve Etik. Psikiyatri, Psikoloji, Psikofarmakoloji Dergisi, 2(Ek 2): 45-49.
Yüksel N, Köroğlu E (1991): Psikofarmakolojiye Giriş. Klinik Uygulamalı Psikofarmakoloji’de. Hekimler Yayın Birliği, Ankara.

Kaynak: www.med.gazi.edu.tr/akademik/psikiyatri/etik_konular.DOC

Bir önceki yazımız olan GENEL ANESTEZİK İLAÇLAR başlıklı makalemizde anestezik, ilaç ve ilaçlar hakkında bilgiler verilmektedir.