Psikofarma »

Eylül 26, 2016 – 11:07 pm | 17.779 Kez Görüntülendi

Epilepsi Nedir? Epilepsi İlaçları Nelerdir?

Epilepsi nedir?

Epilepsi normal nörolojik işlevleri bozan tekrarlayıcı nöbetlerin …

Read the full story »
Antidepresan İlaçlar

Antidepresan İlaçlar »»» Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlardır. kimyasal yapılarına ya da etki düzeneklerine göre sınıflandırılırlar.

Antimanik İlaçlar

Antimanik İlaçlar »»» Zihin Dengeleyiciler Depakene Depakote sprinkles Lamictal (lamatrogine) Lithium (lithium carbonate) Eskalith Lithobid

Antipsikotik İlaçlar

Antipsikotik İlaçlar»»» Şizofrenideki düşünce bozukluğu, hallüsinasyonlar ve delüzyonlar gibi gürültülü psikoz belirtilerini giderir ve nüksü önlerler

Anksiyolitik İlaçlar

Anksiyolitik Sedatif Hipnotik ilaçlar »»» anksiyete tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Diğer bir deyişle kaygı ve korku gidericiler olarak da adlandırılırlar

Antiepileptik İlaçlar

Antiepileptik ilaçlar »»» Epilepsinin yanı sıra epileptik olmayan nöbetlerin tedavisinde de kullanılılan ilaçlar Fenitoin Karbamazepin Barbitüratlar

Home » antidepresan, antidepresanlar, Etken ( Etkin ) Maddeler, ilaç, ilaçlar, Psikofarmakolojik Yazılar

PAROKSETİN

Submitted by on Temmuz 14, 2009 – 2:11 pm | 36.315 Kez Görüntülendi

PAROKSETİN
Amerika’da 1993’ten beri piyasadadır. Majör depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, , , ve PTSB’da FDA onayı almıştır. Yavaş salınımlı formu yakın zamanda Amerika’da kullanılmaya başlanmış ve majör depresyon, panik bozukluk, ve adet öncesi sendromunda FDA onayı almıştır.
FARMAKOLOJİK ETKİLERİ
Yiyecekler emilimini etkilemez. 5,2 saat sonra maksimum kan düzeyine ulaşır. %95 oranında proteine bağlanır. 5-10 günde plazma düzeyi dengeye ulaşır.
CYP 2D6’yı doyurduğu için nonlineer farmakokinetiğe sahiptir. Yaşlılarda kan düzeyi %70-80 oranında fazladır. Orta düzeyde böbrek ve karaciğer yetmezliği olanlarda plazma konsantrasyonu 2 kat artar. Bu guruplarda daha düşük dozlarda başlanıp, daha yavaş arttırılmalıdır.
Muskarinik kolinerjik reseptörlere afinitesi bazı hastalarda ağız kuruluğu, konstipasyon, bulanık görme veya idrar varmış hissine sebep olur. Bu etkinliği amitriptilinin 1/15’i kadardır.
KLİNİK ÇALIŞMALAR
Onay aldığı bozuklukların yanında bipolar afektif bozukluğun depresyon fazında, patolojik kumar oynamada, majör depresyonu olan ergenlerde, depresyona girmiş interferon x terapisi gören hastalarda, post menapozal ateş basmalarında ve erken boşalmada da kullanımıyla ilgili çalışmalar vardır.
ORGANLARA ETKİSİ
%25 hastada dozla ilişkili bulantı olur ve yemekle beraber alınınca azalır. Alkol metabolizmasını etkilemez. 104 hastalık bir çalışmada 3 hastanın karaciğer enzimleri yükselmiş, 2 hasta çalışmadan çıkmış birinin düzeyleri normale dönmüştür.
Sedasyonu fazlaysa gece, uykusuzluk yapıyorsa sabah verilebilir. Unipolar hastaların %1”inde mani veya hipomani yapar. 1627 MD, PD, SKB ve PMDD hastasında mani görülmemiştir. Bu hasta gurubunun 1 tanesinde nöbet görülmüştür (%0,1).
MD, PD, SKB, PMDD Hastaların yaklaşık %10’u yan etkiler yüzünden tedaviyi bırakır. MD hastalarda baş ağrısı, asteni, bulantı, ishal, ağız kuruluğu, kabızlık, kadın genital yan etkileri %10’dan fazla görülür. Yaşlı MD’lularda bunların yanında azalmış iştah, somnolans ve terleme de sıktır.
PB hastalarında asteni, bulantı, ağız kuruluğu, insomnia, somnolans, anormal ejakulasyon ve impotans %10-25 oranında, SKB hastalarında baş ağrısı, asteni, bulantı, insomnia ve somnolans %9-25 oranında görülür.
İLAÇ ETKİLEŞİMLERİ
ve kullananlarda paroksetin yarı ömrü %35 oranında uzar. TSA, fluoksetin, fenotiazin, risperidon ve Tip 1 C antiaritmik metoprolol, propranolol, timolol) alanlarda dikkatli kullanılmalıdır. Proteine sıkı bağlandığından warfarinle etkileşir. Ve protrombin zamanı değişmese de kanamaya eğilim olur.
Teofilin düzeyini arttırır.
DOZ AŞIMI
342 hasta olan 48’i ölümle sonuçlanmıştır. Bunların 17’si sadece paroksetin almıştır.
KLİNİK KULLANIMI
PB’de 10 mg/gün diğer hastalarda 20 mg / gün’le başlanır. Yaşlılarda da 10 mg/gün başlamak gerekir. OKB’deki hedef doz 40 mg/ gündür, 40-60 mg/gün kullanılabilir.
2-3 haftada 10 mg azaltarak bıraktırılmalıdır. Paroksetini bırakması çok sorun olan hastaların tedavisine 2 hafta süreyle fluoksetin eklemek kesilme belirtilerini hafifletebilir.
PAROKSETİN VE DEPRESYON
SSRFlarda optimum etkinliği sağlamak için %60-80 oranında serotonin geri alım inhibisyonu gereklidir. Bu inhibisyon SSRFlar arasında genellikle minimum etkin dozlarda gerçekleşmektedir. Bu dozlar sitalopram için 40 mg, fluoksetin ve paroksetin için 20 mg/gün’dür. Ancak bu inhibisyonu gerçekleştiren dozlar kişiler arasında farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle yanıt alınamadığın-da doz arttırılması önerilmektedir (Vaswani ve ark. 2003).
Tedavi öncesi trombosit serotonin düzeyi yüksekliği ile serotonerjik antidepresanlara yanıt arasında ters bir ilişki olduğu ileri sürülmektedir. Figueras ve ark. (1999) araştırmalarında bu bağlantıyı araştırmışlardır. İlaç almayan 74 depresyon hastasında tedavi öncesi ve dört haftalık tedavi sonrası trombosit serotonin düzeylerini ölçmüşlerdir. Paroksetin dört haftalık tedavi süresinde trombosit serotonin düzeyini %17 oranında düşürmüştür. Tedaviye yanıt verenlerin tedavi öncesi trombosit serotonin düzeyleri, yanıt vermeyenlerden %22 oranında daha düşük bulunmuştur. Tedavi öncesi trombosit düzeyi yüksek olanlarda yanıt %11 iken düşük olanlarda bu oran %50 kadar olmuştur.
Karşılaştırmalı çalışmalarda paroksetin depresyon tedavisinde plasebodan belirgin olarak üstün bulunmaktadır. Paroksetin birçok antidepresanla ve elektokonvulzif tedavi ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalı çaluışmalarda paroksetin trisiklikler ve diğer antidepresanlara benzer etkinlikte bulun-maktadır. Paroksetinin etkisinin imipramine göre daha çabuk başladığı konusunda gözlemler vardır. Fluoksetinle karşılaştırmalı çalışmalarda da paroksetinin etkisinin erken başladığı gözlenmektedir (Bourin ve ark. 2001). Paroksetinin diğer birçok antidepresana benzer biçimde uzun süreli kullanımda depresyon ataklarının yinelemesini de önlediği gösterilmiştir.
Bipolar depresyonlarda da etkindir. Maniye kayma riski diğer gruplarına göre daha düşüktür. Maniye kayma genel olarak antidepre-sanlarla %9.5 gibi verilmektedir. Olasılık trisikliklerde ve MAOI ilaçlarda daha fazladır. Morishita ve Arita (2003) paroksetine bağlı mani ve hipomani olasılığını %8.86 olarak vermektedirler. Mani olasılığı hipomaniye göre yaklaşık 10 kat daha düşük olarak verilmektedir. Diğer bir anlatımla paroksetinle mani indüksiyonu %1’in altındadır.
Meta analitik çalışmalar SSRFlar arasında terapotik etkinlik açısından istatistiksel açıdan önemli bir fark olmadığını göstermektedir. Ancak farklı hasta gruplarında farklı etkinlik profili olabilir. Örneğin hastanede yatan hastalardaki depresyon üzerinde paroksetinin diğer SSRI’lardan üstün olduğu konusunda gözlemler vardır (Boer ve ark. 2000).
Bir gözden geçirme yazısında paroksetinin (Bourin 2003) yaşlılık dönemi depresyonlarında kullanımı özetlenmiştir. Bu dönemde uyku deprivasyonu paroksetine yanıtı arttırmaktadır.
Gençlerle yapılan prospektif çalışmalar depresif duygudurumun ileride gelişecek hipertansiyon, inme, myokard infarktının habercisi olduğu konusunda gözlemler ortaya çıkmıştır. Ayrıca myokard infarktüsü (MI) geçiren hastalarda depresyon varlığı, mortalite olasılığını da arttır¬maktadır. Otonomik işlevlerle de kalp hastalıkları ve depresyon bağlantılıdır. Depresyon hastalarında kalp hızı ve NE düzeyi olmayanlara göre daha yük¬sek bulunmaktadır. Bu olgularda kalp hızı değişe-bilirliği de düşük bulunmaktadır. Straneva-Meuse ve ark. (2004) araştırmalarında paroksetin ve bupropionun kalp hızı, kalp hızı değişebilirliği ve plazma katekolamin düzeylerine etkilerini araştırmışlardır. Olgular depresyonu olmayan kontroller¬le karşılaştırılmıştır. Tedaviden bağımsız olarak her iki hasta grubunda plazma kortizolü, plazma epinefrin, sistolik kan basıncı, kardiyak atım ve mental stres etkenlerine preejeksiyon döneminde¬ki yanıtlar azalmış olarak bulunmuştur. Bupropion grubunda kalp hızı değişebilirliği kontrol ve paroksetin grubuna göre belirgin olarak düşük bulunmuştur.
Depresyondaki farklı semptom profiline göre antidepresanların etkinliği farklılık gösterebilir mi? Morishita ve Arita (2004) retrospektif araştırmalarında geriye yönelik olarak paroksetin, fluvoksamin ve milnasipran alan 1518 hastayı incelemişlerdir. Hastalar Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği’nden depresif duygudurum (1 no), ilgi kaybı (7 no) ve retardasyon (madde 8) madelerinden 4 veya daha fazla puan alanlar inhibe depresyon; ajitasyon (madde 9), psişik anksiyete (madde 10) ve hipokondriyazis (madde 15) mad-delerinden toplam 4 veya fazla alanlar ise ajite depresyon olarak tanımlanmışlardır. İki tanıma bir-den uyan hastalar ise araştırmadan dışlanmışlardır. Ajite depresyon ve inhibe depresyon üzerindeki etkinlik yönünden paroksetin fark göstermemiştir. Aynı bulgunun fluvoksamin için de geçerli olduğu görülmüştür. Ajite olgularda milnasipranın daha etkin olduğu görülmüştür.
Paroksetin etkinliği duloksetinle de karşılaştırılmıştır. Araştırmada sekiz haftalık akut dönem ve ardından 6 aylık sürdürme döneminde majör depresyon olgularında iki karşılaştırılmıştır. Duloksetin 80-120 mg/gün, paroksetin 20 mg/gün dozunda kullanılmıştır. İki ta depresyon üzerin¬de benzer düzeyde etkin bulunmuştur (Detke ve ark. 2004).
Paroksetin birinci basamakta depresyon tedavisinde fluoksetin ve sertralinle bir açık çalışmada karşılaştırılmıştır. 546 erişkin hasta birinci basamak hizmetinde çalışan hekimlerce bu üç ilaç¬tan biri ile tedaviye alınmıştır. Ciddi bilişsel bozukluk gösterenler, okuma ve yazma bilmeyenler, terminal dönemde olan hastalar, şimdiki durumunda intihar girişiminde bulunanlar, halen ve son iki ayda SSRI almış olanlar, bipolar olgular, aktif kokain ve opiyat bağımlıları, hamileler ve hamilelik planlayanlar, emziren kadınlar araştırma dışı bırakılmıştır. Hastalara verilen ortalama olarak paroksetin için 23.5, 23.4 mg fluoksetin ve 72.8 mg sertralin biçiminde olmuştur. Bu geniş araştırmanın önemli sonucu bu üç ilacın da eşit etkinlikte olduğunun bulunması olmuştur. En sık izlenen yan etkiler barsak yakınmaları, mide ağrısı, bulantı, dispepsi, insomnia, baş dönmesi ve baş ağrısı olmuştur (Kroenke ve ark. 2001).
Tedaviye yanıt genetik etkenlerle değişebilmektedir. Murphy ve ark. (2003) araştırmalarında apolipoprotein E4 aleli ile tedaviye yanıt arasında¬ki bağlantıyı yaşlı bir hasta grubunda araştırmışlardır. Bunun için bilişsel bozukluk göstermeyen 65 yaş üstü 246 hastayı mirtazapin veya paroksetinle tedavi etmişlerdir. E4 aleli taşıyan hastalar mirtazapine hızlı yanıt verirken paroksetine yavaş yanıt vermişlerdir. Bu etki dozla, yan etkilerle, tedaviye uyumla, etnik farklılıklarla, başlangıçtaki depresyon, bilişsel durum, cinsiyet ve yaşla bağlantısız bulunmuştur.
Anksiyete, depresyonda sık olarak izlenmektedir. Aşırı endişe %72, psişik anksiyete %62, somatik anksiyete %42 gibi oranlarda verilmektedir. İki belirti grubunun aynı anda bulunması her iki hastalık belirtilerini de ağırlaştırmaktadır.
Anksiyeteli depresyon olgularında özkıyım olasılığı daha yüksek bulunmaktadır. Ayrıca işlevsellik de daha fazla bozulmaktadır. Anksiyeteli depresyon olgularında paroksetin sertralin ve fluoksetinle karşılaştırmıştır. Araştırma sonuçlarına göre son değerlendirmede genel etkinlik üç ilaçla da benzer bulunmuştur (Fava ve ark. 2000).
SSRI ilaçlar tedavilerin başında geçici eksitatör yan etkilere neden olurlar. Bu belirtiler arasında anksiyete, sinirlilik, insomnia gibi belirtiler bulunmaktadır. Bu etkilerinde serotoninde sinaptik aralıkta akut artış olması yanında diğer nörotransmittterler üzerindeki etkilerinin de rolü vardır. Bunlar dopamin ve norepinefrindir. Fluoksetin örneğin akatizi, parkinsonizm belirtileri ve distoniye neden olabilmektedir. Bu belirtiler seroto-nerjik ve dopaminerjik sistemler arsındaki karşılık¬lı antagonizmaya bağlıdır. Çok merkezli bir çalışmada paroksetin fluoksetinle majör depresyondaki etkileri açısından karşılaştırümıştır. Ayrıca hasta¬larda tedavinin başlangıcında izlenen sinirlilik ve anksiyete yönünden de karşılaştırma yapılmıştır. İki ilaç ta antidepresan ve depresyona eşlik eden anksiyete üzerindeki terapotik etkileri açısından benzer düzeyde etkin bulunmuştur. Paroksetin tedavinin ilk haftasındaki etkinlik yönünden belir¬gin olarak üstün bulunmuştur. Kabızlık, ejekülasyon sorunları, dispepsi, tremor, terleme yönünden paroksetin daha kötü iken sinirlilik ve bulantı fluoksetin hastalarında daha fazla bulunmuştur (Chouinard ve ark. 1999).
İnsanda serotoninin impulsif ve agresif davranışla bağlantısını gösteren çok sayıda araştırma vardır. Bu gözlemler birçok hayvan türü için de geçerlidir. Deneysel olarak serotonin deplesyonu ve serotonerjik maddelerle yapılan deneyler bu ilişkiyi doğrulamaktadır. Fluoksetinin hayvan deneylerinde agresyonu azalttığı gösterilmiştir. Daha sonra bu etkinin diğer SSRFlar için de geçerli olduğu gösterilmiştir. Suça yönelik davranışları olan, davranım bozukluğu olan 12 erkek çocukta paroksetin etkisi plasebo ile karşılaştırılmıştır. 21 gün süreli tedavide impulsif davranışları paroksetinin önemli ölçüde azalttığı bulunmuştur (Cherek ve ark. 2002).
Yaşlılar depresyonlarını daha az ifade etme eğilimindedirler. Gençlerde kullanılan tanı ölçütlerinin yaşlılık çağı depresyonlarını tanımlamada bazı durumlarda yetersiz kalması nedeni ile yaşlılarda depresyonun atlanması sıktır. Depresyon bakım giderlerini ve yeti kaybını arttırmaktadır. Yaşlılarda depresyon tedavi ilkeleri çoğu kez gençlerdekine dayandırılmaktadır. Antidepresan araştırmalarında yaşlılar sıklıkla dışlanmaktadır (Giron ve ark. 2005). Yaşlı hastalarda fiziksel hastalık ve depresyon normal topluma göre yüksek oranda görülmektedir. Bu grupta çalışmaları toplu olarak değer¬lendiren metaanalitik çalışmalarda paroksetin amitriptilinle eşit etkinlikte bulunmuştur. Yaşlılarda hem fluoksetin hem de paroksetinle bilişsel bozukluklar da düzelmektedir. Demansa eşlik eden depresyonlarda paroksetinin etkinliğinin çabuk başladığı konusunda gözlemler vardır.
Demans yaşlılarda %10-47 gibi oranlarda görülmektedir. Yaşla katlanarak artmaktadır. Hastaların bakımevlerine alınmalarında demans birincil bir rol oynamaktadır. Demansın seyri sırasında depresyon görülmesi normal topluma göre 40-50 gibi çok yüksek oranlarda görülmektedir. Depresyonu tedavisi demansın doğal seyirini değiştirmemekte fakat bilişsel belirtilerin düzelme¬sine önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır. Katona ve ark. (1998) araştırmalarında demansa eşlik eden depresyonda paroksetinin etkinliğini imipraminle karşılaştırmışlardır. Depresif belirtiler Montgo-mery- Asberg Depresyon Değerlendirme Ölçeği (MADRS) ile değerlendirilmiştir. 2, 4, 8. hafta ve izleme süresinin sonunda yapılan değerlendirme¬lerde genel düzelme yönünden belirgin bir fark bulunmamıştır. Antikolinerjik etkiler paroksetin grubunda imipramine göre iki kata yakın oranda daha az izlenmiştir (%6.1, %13.1).
Amiaz ve ark. (1999) birçok yönteme yanıt vermeyen bir hastada paroksetin tedavisine 50 mg/gün naltrekson ekleyerek yanıt almışlardır.
Yeni jenerasyon antipsikotiklerden perospironun paroksetin tedavisine eklenmesi ile ağır obsesif kompulsif ve depresif olgularda yanıt alınabilmektedir (Otsuka ve ark. yayına kabul edilmiş).(1)
Paroksetin etkin maddesini içeren ilaçlar :
 NOKTURN 10 MG 28 FİLM TABLET
 NOKTURN 20 MG 28 FİLM TABLET
 NOKTURN 30 MG 28 FİLM TABLET
 NOKTURN 40 MG 28 FİLM TABLET
 PAXERA 10 MG 28 TABLET
 PAXERA 20 MG 28 TABLET
 PAXERA 30 MG 28 TABLET
 PAXERA 40 MG 28 TABLET
 PAXIL 20 MG 28 TABLET
 PAXIL 20 MG 56 TABLET
 SEROXAT 20 MG 14 TABLET
 SEROXAT 20 MG 28 TABLET
 XETANOR 20 MG 30 TABLET
 XETANOR 30 MG 30 TABLET
 ZOXAPAR 20 MG 28 FİLM TABLET
Kaynaklar:
1- Nevzat Yüksel, Paroksetin ve Depresyon, Klinik Psikiyatri 2007;10(Ek 1):3-8

Bir önceki yazımız olan Mirtazapin başlıklı makalemizde abdominal ağrı, Antidepresan ve Antidepresan İlaçlar hakkında bilgiler verilmektedir.