Psikofarma »

Eylül 26, 2016 – 11:07 pm | 14.738 Kez Görüntülendi

Epilepsi Nedir? Epilepsi İlaçları Nelerdir?

Epilepsi nedir?

Epilepsi normal nörolojik işlevleri bozan tekrarlayıcı nöbetlerin …

Read the full story »
Antidepresan İlaçlar

Antidepresan İlaçlar »»» Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlardır. kimyasal yapılarına ya da etki düzeneklerine göre sınıflandırılırlar.

Antimanik İlaçlar

Antimanik İlaçlar »»» Zihin Dengeleyiciler Depakene Depakote sprinkles Lamictal (lamatrogine) Lithium (lithium carbonate) Eskalith Lithobid

Antipsikotik İlaçlar

Antipsikotik İlaçlar»»» Şizofrenideki düşünce bozukluğu, hallüsinasyonlar ve delüzyonlar gibi gürültülü psikoz belirtilerini giderir ve nüksü önlerler

Anksiyolitik İlaçlar

Anksiyolitik Sedatif Hipnotik ilaçlar »»» anksiyete tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Diğer bir deyişle kaygı ve korku gidericiler olarak da adlandırılırlar

Antiepileptik İlaçlar

Antiepileptik ilaçlar »»» Epilepsinin yanı sıra epileptik olmayan nöbetlerin tedavisinde de kullanılılan ilaçlar Fenitoin Karbamazepin Barbitüratlar

Home » ilaç, ilaçlar, Psikofarmakolojik Yazılar, Video

Kafamdaki Sesler

Submitted by on Nisan 7, 2015 – 1:23 am | 1.295 Kez Görüntülendi



0:11
Üniversiteye gitmek için evden ayrıldığım gün güzel bir gündü, umut ve iyimserlikle doluydu. Okulda iyi iş çıkarmıştım. Üzerimdeki beklentiler yüksekti ve dersler,partiler ve trafik konisi hırsızlıklarıyla dolu öğrencilik hayatıma neşeyle başladım.
0:27
Elbette görünüş aldatıcı olabilir ve bu derslere giden, trafik konileri çalan enerjik kişilik bir noktaya kadar bir maskeydi, her ne kadar iyi işlenmiş ve ikna edici de olsa. Derinlerde ise gerçekten çok mutsuz, güvensiz ve içten içe korku doluydum — diğer insanlardan, gelecekten, başarısızlıktan ve içimde hissettiğim boşluktan korkuyordum. Ancak bunu saklamakta becerikliydim, dışarıdan bakınca istediği her şeyi elde edebilecek, umut edebilecek bir insandım. Bu yenilmezlik fantazisi o kadar bütünlüklüydü ki kendimi bile kandırmıştım ve ilk dönem bitip ikinci dönem başladığında, kimsenin olacakları tahmin edebilmesine imkan yoktu.
1:09
Başladığında bir seminerden çıkmak üzereydim, daha önce bir çok kez yaptığım gibi çantamı karıştırıyor, kendi kendime mırıldanıyordum, aniden (beni) sakince (gözleyen) bir ses duydum “Odadan çıkıyor.”
1:22
Etrafıma baktım, kimse yoktu ancak bu yorumun netliği ve kararlılığı barizdi. Sarsılmış bir şekilde, kitaplarımı merdivenlerde bıraktım ve aceleyle eve gittim ve yine oradaydı. “Kapıyı açıyor.”
1:33
Bu başlangıçtı. Ses ortaya çıkmıştı ve ısrar ediyordu, günlerce, haftalarca, yaptığım her şeyi üçüncü kişi olarak anlatmaya devam etti.
1:44
“Kütüphaneye gidiyor.”
1:46
“Derse gidiyor.” Ses nötrdü, pasifti ve hatta bir süre sonra tuhaf bir şekilde arkadaşça ve güven vericiydi, ancak bazen o sakin dış ses olmaktan çıkıp kendi ifade edilmemiş duygularımın bir aynası oluyordu, Örneğin kızgınsam ve bunu gizlemem gerekiyorsa ki nasıl hissetiğimi gizlemek konusunda uzman olmama rağmen, bunu sıkça yaşıyordum, o zaman ses gergin geliyordu. Yoksa ne sinsi ne de rahatsız ediciydi, fakat bir noktadan sonra netleşti ki, ses duygularımla, özellikle de ulaşılması güç duygularımla iletişim kurmamı sağlamaya çalışıyordu.
2:21
İşte tam da burada ölümcül bir hata yaptım, bir arkadaşıma sesten bahsettim ve dehşete düştü. Üstü kapalı bir şartlanma süreci başlamıştı, normal insanların sesler duymadığı varsayımı ve bunun benim başıma gelmiş olması, ciddi bir sorun olduğu anlamına geliyordu. Böylesi bir korku ve güvensizlik bulaşıcıdır. Birden ses, artık o kadar da iyi huylu gelmemeye başladı, ve arkadaşım tıbbi yardım almam konusunda ısrar ettiğinde usül gereği kabul ettim ve bu da ikinci hatam oldu.
2:49
Üniversite rektörüne* bana göre gerçek sorunun nerde olduğunu anlatabilmek için baya zaman harcadım: , , … ve karşılaştığım şey bıkkın bir kayıtsızlıktı ta ki sesten bahsedene kadar. Bunun üzerine, elinde salladığı kalemini düşürdü ve bana gerçekten ilgi göstererek sorular sormaya başladı. Dürüst olmak gerekirse, ilgi görmek ve yardım almak için çırpınıyordum ve o tuhaf yorumcumla ilgili konuşmaya başladım ve tam da bu noktada, ses için keşke “Kendi mezarını kazıyor.” deseydi diyorum.
3:14
Bir psikiyatriste yönlendirildim, ki o da benzer şekilde, sesin varlığını korkutucu buldu, söylediğim her şeyi, hemen akabinde yorumluyordu, bunu gizli bir delilik olarak görerek… Örneğin, kampüs çevresinde haber bülteni yayınlayan bir öğrenci televizyonunda çalışıyordum, ve saatini aşan bir randevu sırasında dedim ki “Üzgünüm, Doktor, ben gitmek zorundayım. Saat altıda haberleri sunuyorum.” Bu tıbbi kayıtlarıma; Eleanor bir televizyon kanalında haber sunuculuğu yaptığına dair hayaller görüyor’ olarak geçti.
3:41
Tam da bu noktada olaylar beni hızla aşmaya başladı. Bunu bir hastane girişi takip etti, birçoğunun ilkiydi bu, sonra da tanısı geldi ve sonra, en kötüsü; kendime ve umutlarıma dair zehirli, işkence eden bir umutsuzluk, ve çaresizlik duygusu…
4:01
Sesi bir deneyim olarak değil ama bir semptom olarak görmeye teşvik edilmiş olduğumdan korkum ve direncim yoğunlaştı. Şimdi, esas olarak bu durum, kendi zihnime karşı aldığım agresif bir tutumu temsil ediyordu bir tür psişik iç savaş ve bunun karşılığında seslerin artmasına sebep oldu, giderek düşmanlaşıyor ve tehdit edici oluyordu. Çaresizce ve umutsuzca, kabusa benzeyen iç dünyama kapanmaya başladım. ki bu dünyada sesler, hem bana zarar veren hem de algılayabildiğim tek arkadaşlarımdı. Örneğin, eğer onların yardımlarına layık olduğumu kanıtlarsam o zaman onlar, benim hayatımı değişebilir, tıpkı eskiden olduğu hale getirebilirlerdi ve giderek daha da tuhaflaşan görevler gelmeye başladı, bir çeşit Herkül görevi.* Başlarda oldukça küçük görevlerdi, örneğin, üç tane saç teli çekmek gibi. Ama yavaş yavaş aşırılaşmaya başladı, kendime zarar vermek gibi emirlere dönüştü ve özellikle dramatik talimatlar haline geldi:
4:55
“Şurdaki öğretmeni görüyor musun? Şurdaki suyu görüyor musun? O halde, gidip diğer öğrencilerin önünde suyu onun üzerine dökmen gerek.”
5:01
ki bunu yaptım da ve söylemeye gerek yok belki ama bu fakültede pek sevilmeme yol açmadı tabi.
5:05
Sonuç olarak, korku, kaçınma, güvensizlik ve yanlış anlamalarla dolu bir kısır döndü oluşmuştu ve bu, kendimi güçsüz hissettiğim bir savaştı, her türlü barış ve uzlaşma kurabilmekten acizdim.
5:19
İki yıl sonra rahatsızlığım dramatik bir şekilde ilerlemişti. Artık bütün o çılgın repertuara sahiptim: korkunç sesler, grotesk görüntüler, tuhaf, inatçı sanrılar. Akıl sağlığım; ayrımcılık, sözlü taciz, fiziksel ve cinsel saldırılar için bir katalizör haline gelmişti ve psikiyatristim bana: “Eleanor, kanser olsaydın senin için daha iyi olurdu, kanser tedavisi şizofreni tedavisinden kolaydır çünkü.” Tanım konmuş, ilaçlarım verilmiş ve göz ardı edilmiştim ve bu zamana kadar sesler tarafından o kadar işkence görmüştüm ki onları kafamdan atmak için kafamda bir delik açma teşebbüsünde bulundum.
5:57
Şimdi geriye dönüp, yıkım ve umutsuzlukla geçen o yıllara baktığımda, sanki orada birisi ölmüş gibi geliyor ve ardından, başka biri kurtuldu. Kırılmış ve lanetlenmiş bir insan başlamıştı o yolculuğa. Ama ortaya çıkan kişi, hayatta kalmayı başaran kişiydi ve sonuçta olmam gereken kişiye dönüştüm.
6:19
Birçok kişi bana hayatım boyunca zarar verdi ve ben hepsini hatırlıyorum. Ama bana yardımcı olan insanlar ile karşılaştırınca onlar solgun ve silik anılar haline geldiler. Kurtulan arkadaşlar, diğer ses duyan insanlar, yoldaşlar ve birlikte çalıştıklarım; Benden asla vazgeçmeyen, bir gün ona geri geleceğimi bilen ve ne kadar sürerse sürsün beklemeye razı olan annem; benimle sadece kısa bir süre için çalışan ama tedavinin yalnızca mümkün olduğu değil aynı zamanda kaçınılmaz olduğu inancını pekiştiren, o tekrarlayan, yıkıcı dönemde dehşete düşmüş aileme “Umudunuzu yitirmeyin” diyen doktor. “Eleanor bunu atlatabilir. Bilirsiniz, bazen Mayıs’a kadar kar yağmaz, Ama her zaman, sonunda yaz gelir.”
7:05
On dört dakika, benim için, benimle birlikte savaşan o ıssız ve acı dolu yerden geri geldiğimde bana hoş geldin diyebilmek için bekleyen tüm o cömert ve iyi insanların hakkını vermek için yeterli bir zaman değil Ama hep birlikte, bir çeşit cesaret, yaratıcılık, dürüstlük ve sarsılmaz bir inanç bütünlüğü yaratarak parçalanmış benliğimin iyileşmesini ve bütünleşmesini sağladılar. Eskiden bu insanların beni kurtardıklarını söylerdim, ama şimdi, bundan da önemli bir şeyi, kendi kendimi kurtarabilmem için bana güç verdiklerini biliyorum ve en önemlisi, her zaman şüphelendiğim bir şeyi anlamama yardımcı oldular: duyduğum seslerin , özellikle de çocuklukta yaşadıklarıma karşı verilen anlamlı bir tepki olduğunu ve bu nedenle seslerin düşmanım değil, çözülmesi mümkün duygusal sorunlara dair bir içgörü kaynağı olduklarını…
7:49
Elbette başta buna inanmak oldukça zordu, çünkü sesler o kadar düşmanca ve tehditkardı ki bu açıdan hayati önem arzeden o ilk adım önceleri katıksız gerçek olarak algıladığım mecazi anlamları ayıklamayı öğrenmek oldu Örneğin, evime saldırmakla tehdit eden sesleri gerçek, nesnel bir tehlike yerine dünyaya karşı hissettiğim korku ve güvensizlik duygusu olarak yorumlamayı öğrendim.
8:14
Başta onlara inanıyordum. Örneğin, bir gece annemlerin odasının dışında oturduğumu, onları, gerçek olduklarına inandığım seslerden korumak için tetikte olduğumu hatırlıyorum. Kendi kendimi yaralamak gibi kötü bir alışkanlığım olduğu için evdeki çatalların çoğunu gizlemişlerdi, ben de bu yüzden kendimi plastik çatalla silahlandırmıştım sonunda, bir çeşit piknik eşyasıydı ve ben odanın dışında çatalı kavramış, harekete geçmek için bekler vaziyetteydim. Sanki “Benimle uğraşma” der gibi. “Plastik çatalım var, görmüyor musun?” Stratejik.
8:43
Ancak sonraları verdiğim ve çok daha faydalı olan bir tepki, kelimelerin ardında yatan mesajı çözümlemek oldu. Örneğin, sesler beni evden çıkmamam için uyardığı zaman dikkatimi, kendimi ne kadar güvensiz hissettiğime çektikleri için onlara teşekkür ediyordum, çünkü bunun farkında olursam eğer, bu konuda olumlu bir şey yapabilirdim — ve hem onları hem de kendimi, artık güvende olduğumuza ve korkmamıza gerek olmadığına dair güven veriyordum. Sesler için sınırlar belirliyordum ve iddialı bir şekilde etkileşimde bulunmaya çalışıyordum ancak saygılı; iletişim ve işbirliğine dayalı yavaş bir süreç oluşturarak, böylece birlikte çalışabilir ve birbirimize destek olmayı öğrenebilirdik.
9:17
Tüm bu olanlardan sonra, en nihayetinde anlayacağım şey şuydu: Her bir ses, belirli bir özelliğimle yakından ilişkiliydi ve daha önce üzerine gitme ya da çözümleme fırsatı bulamadığım bunaltıcı duygular barındırıyordu; , , utanç, , . Sesler bu acıların yerini alıp onları kelimelere dönüştürdü ve muhtemelen en büyük aydınlanmalarımdan biri en saldırgan ve agresif seslerin aslında en çok yara almış yanlarım olduklarını anlamaktı ve bu nedenle, bu sesler en fazla şefkat ve ilgi gösterilmesi gereken seslerdi.
9:52
Bu bilgilerle donatılmış olarak sonunda ben, parçalanmış benliğimi bir araya getirecektim. Her bir parçam farklı bir ses tarafından temsil ediliyordu, yavaş yavaş ilaçları bırakmaya başladım ve psikiyatriye, bu sefer öteki taraftan geri döndüm. Sonunda, sesin gelişinden on yıl sonra, Psikoloji bölümünde üniversitenin bu zamana kadar verdiği en yüksek derece ile mezun oldum ve bir yıl sonra en iyi yüksek lisans derecesi ile bitirdim, ki bu da deli bir kadın için fena sayılmaz. Aslında, bir sınav sırasında seslerden biri cevapları bana dikte etmişti, ki bu teknik açıdan muhtemelen hile sayılır.
10:24
(Kahkahalar)
10:26
Ve dürüst olmak gerekirse, bazen onların ilgisi baya hoşuma gidiyordu. Oscar Wilde’ın dediği gibi, hakkında konuşuluyor olmasından daha kötü bir şey varsa, o da hakkında konuşulmuyor olmasıdır. Ayrıca sizi çok iyi bir kulak misafiri yapıyor, çünkü aynı anda iki konuşmayı birden dinleyebiliyorsunuz. Hiç de kötü değil.
10:40
Zihinsel Sağlık Hizmetleri’nde çalıştım, konferanslarda konuştum, kitap bölümleri ve akademik makaleler yayınlandım ve şimdi size anlatacağım kavramı tartıştım ve bunu tartışmaya devam edeceğim: Psikiyatri’de sorulması gereken önemli bir sorunun “Senin sorunun ne?” değil “Sana ne oldu?” olması gerektiği… Sonuç olarak, onca zaman boyunca huzur ve saygı çerçevesi içinde birlikte yaşamayı öğrendiğim sesleri dinledim ve karşılığında, kendime karşı bir şefkat duygusu, kabul ve saygı olarak yansıdı. En inanılmaz ve dokunaklı anın ise seslerden dehşete düşmüş başka bir genç kadına yardım ederken ilk defa, artık bu şekilde hissetmediğimi fark ettiğim zaman olduğunu hatırlıyorum. Sonunda başkasına yardım etmem mümkün olmuştu.
11:24
Şimdi Intervoice’un bir parçası olmaktan gurur duyuyorum, Uluslararası Ses İşitme Hareketi’nin organizasyonel kuruluşu, Profesör Marius Romme ve Dr Sandra Escher’in çalışmasından ilham alan bir girişim, sesler duymayı bir hayatta kalma stratejisi olarak konumluyor, akıldışı şartlara karşı aklı başında bir tepki olarak, anormal bir şizofreni semptomu olarak değil, keşfedilmesi gereken karmaşık, önemli ve anlamlı bir deneyim olarak. Birlikte, sesler duymayı anlayan ve saygı duyan bir toplum öngörüyor ve harekete geçiriyoruz, sesler duyan bireylerin ihtiyaçlarını destekleyen ve onlara tam bir vatandaş olarak değer veren. Bu tarz bir toplum yalnızca mümkün değil, zaten yola çıkmış durumda. Chavez’e ithafta bulunmak gerekirse, sosyal değişim bir kez başladığında geri alınamaz. Kendisiyle gururlanan kişiyi aşağılayamazsın. Artık korku duymayan insanlara baskı uygulayamazsın.
12:20
Benim için Ses İşitme Hareketi’nin başarıları empatinin, arkadaşlığın, adalet ve saygının yalnızca kelimelerden ibaret olmadığını, bunların kanaat ve inançlar olduğunu ve inançların dünyayı değiştirebileceğini hatırlatıyor. Son 20 yılda, Ses İşitme Hareketi beş kıtada, 26 ülkede ses işitme ağları kurdu, dayanışma, saygınlık ve zihinsel sıkıntı içindeki bireylerin güçlendirilmesi için birlikte çalışıyor, yeni bir dil ve umut pratiği oluşturmak için ki bunun da temelinde, bireysel güce dair sarsılmaz bir inanç yatıyor.
12:58
Peter Levine’in dediği gibi; insan hayvanı benzersiz bir varlıktır, iyileşmek için içgüdüsel bir kapasiteye ve bu doğuştan gelen kapasiteyi dizginleyecek entellektüel ruha sahiptir. Bu bağlamda, toplumun üyeleri için bir insanın iyileşme sürecini kolaylaştırmaktan birine elini uzatmak, ona tanıklık etmek, birinin acısının yükünü paylaşmaktan ve iyileşeceği umudunu korumaktan daha büyük bir onur ve ayrıcalık yoktur, Aynı şekilde, sıkıntı ve güçlükten kurtulanlar için yaşamlarımızı,sonsuza kadar bize zarar veren şeyler üzerinden tanımlamak zorunda olmadığımızı hatırlatıyor. Biz benzersiz. Bizim yerimiz doldurulamaz. İçimizde yatan şey asla gerçekten sömürülemez, alınamaz veya çarpıtılamaz. Işık asla yok olmaz.
13:46
Harika bir doktorun bana bir zamanlar dediği gibi, “Bana diğer insanların seninle ilgili anlattıklarını anlatma. Bana kendinden bahset.”
13:55
Teşekkür ederim.
13:57
(Alkış)
Kaynak: http://www.ted.com/talks/eleanor_longden_the_voices_in_my_head?language=tr

Bir önceki yazımız olan Panik Atak Nedir? Panik Atak İlaçları Nelerdir? başlıklı makalemizde Abilify, Anafranil ve Antidepresan hakkında bilgiler verilmektedir.