Psikofarma »

Eylül 26, 2016 – 11:07 pm | 19.428 Kez Görüntülendi

Epilepsi Nedir? Epilepsi İlaçları Nelerdir?

Epilepsi nedir?

Epilepsi normal nörolojik işlevleri bozan tekrarlayıcı nöbetlerin …

Read the full story »
Antidepresan İlaçlar

Antidepresan İlaçlar »»» Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlardır. kimyasal yapılarına ya da etki düzeneklerine göre sınıflandırılırlar.

Antimanik İlaçlar

Antimanik İlaçlar »»» Zihin Dengeleyiciler Depakene Depakote sprinkles Lamictal (lamatrogine) Lithium (lithium carbonate) Eskalith Lithobid

Antipsikotik İlaçlar

Antipsikotik İlaçlar»»» Şizofrenideki düşünce bozukluğu, hallüsinasyonlar ve delüzyonlar gibi gürültülü psikoz belirtilerini giderir ve nüksü önlerler

Anksiyolitik İlaçlar

Anksiyolitik Sedatif Hipnotik ilaçlar »»» anksiyete tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Diğer bir deyişle kaygı ve korku gidericiler olarak da adlandırılırlar

Antiepileptik İlaçlar

Antiepileptik ilaçlar »»» Epilepsinin yanı sıra epileptik olmayan nöbetlerin tedavisinde de kullanılılan ilaçlar Fenitoin Karbamazepin Barbitüratlar

Home » ilaç, ilaçlar, Psikofarmakolojik Yazılar

ATİPİK ANTİPSİKOTİKLER

Submitted by on Şubat 4, 2010 – 1:07 pm | 20.498 Kez Görüntülendi

Geleneksel antipsikotik ilaçların iyi bilinen etkinlikleri, kullanımlarındaki sınırlamalar nedeni ile azalmaktadır. Bu her psikotik hastada etkili değildir, çok sayıda ve ciddi nörolojik yan etkilere yol açar ve bunlarla uygulanan tedaviye cevap alınan hastalarda bile çoğu zaman ciddi fonksiyon kayıpları söz konusu olmaya devam eder. Bu sınırlamalar, geleneksel antipsikotik ilaçlarla aynı ve onlardan daha fazla etkinliği olan, yan etkileri daha az yeni antipsikotik bileşiklerin araştırılmasına neden olmuştur. Ekstrapiramidal etkileri ihmal edilebilir düzeyde bir olan klozapinin, tedaviye dirençli şizofrenik hastalarda geleneksel bir antipsikotikten daha etkili bulunması, bu araştırmaları teşvik etmiştir.

’in beyinde varlığı 1953 yılında kanıtlanmıştır. Hoffman’nın kazara içmesi ve bizar davranışlar göstermesi, bir süre sonrada ’nin periferik dokularda güçlü bir serotonin antagonisti olduğunun ortaya çıkması serotoninin şizofrenideki rolünü düşündürmüştür. 5-HT2 ve D2 antagonisti ilaçların klasik ilaçlar kadar etkin olması, buna karşı ekstrapiramidal yan etkilerinin çok az oluşu bu konuyu dikkatleri çekmiştir.

Geleneksel artipsikotik ilaçların pozitif semptomları üzerindeki etkileri, dopamin reseptörlerini inhibe etmeleri ile açıklanmıştır; bu etki aynı zamanda ekstrapiramidal yan etkilerin meydana gelmesinden de sorumludur. Wooley ve Shaw 1954’de şizofrenide seratonin de rol oynadığını öne sürmüştür. Ancak bu teorinin test edilebilmesi için, spesifik serotonerjik moleküler bağların geliştirilmesini beklemek gerekmiştir

1967 de klozapinin keşfiyle birlikte, bir grup antipsikotik ilacın ekstrapiramidal yan etki göstermediği görülmüş ve bunlar atipik nöroleptik olarak isimlendirilmişlerdir. Daha sonra benzamid grubundan sülpiridin, klinik olarak düşük ekstrapiramidal belirti oluşturmasına rağmen antipsikotik etki göstermesi, melperon ve pimozidin de aynı gruba eklenmesi ve bu grup ilaçların klinik kullanıma girmesi ile birlikte atipik nöroleptik kavramı yerleşmiştir.

Atipiklik kavramını değişik biçimlerde ele almak mümkündür. Genel olarak kabul edildiğine göre atipik nöroleptikler,

  • Zayıf katalepsi oluşturan,
  • Klinik olarak etkili dozlarda zayıf ekstrapiramidal belirtiler yaratıp, prolaktinde hafif derecelerde yükselme oluşturan ve
  • Şartlandırılmış kaçıngan davranışı inhibe eden ilaçlardır (Meltzer 1989)
  • D2 reseptörlerinde sayı ve duyarlılık artışına neden olmazlar,
  • Süreğen tedavide dopamin dönüşümünde artma ve dopamin A9 nöronlarındaki depolarizasyon bloku etkisine karşı tolerans gelişmez,
  • Geç diskinezi yapmazlar veya bu etki minimal düzeydedir,
  • Mezolimbik seçicilik gösterirler,

ETKİ MEKANİZMALARI

Atipik nöroleptikler, klasik nöroleptikler gibi dopaminerjik sistemle farklı seviyelerde etkileşim içindedir. MSS’de dopaminerjik, hatta katekolaminerjik sistem bütün diğerleri gibi dinamik bir denge içindedir. Örneğin haloperidol ya da klorpromazinle postsinaptik reseptörleri bloke ettiğimizde, azalmış olan dopaminerjik aktivasyonu artırmak için katakolaminlerin beyinde sentezi artar. O yüzden de alfametilparatrozin gibi sentezi engelleyici bir ajan nöroleptiklerin etkisini potansiyalize eder. Dopamin, bir nörotransmitter olarak hem D1 hem D2 reseptörleri ile etkileşir. Ancak pek çok antipsikotik ilaç, daha çok D2 reseptörlerinde güçlü blokaj yapar.

Serotonerjik sistem ortabeyin ve ön beyin alanlarında dopamini etkileyerek dopaminerjik sistemi inhibe eder. Serotonerjik antagonistler bu inhibisyona bağlı olarak dopamin salımına neden olurlar. Striatumdaki bu inhibisyon nöroleptiklere bağlı ekstrapiramidal belirtileri azaltır. Prefrontal korteksdeki aynı inhibisyon negatif belirtileri düzeltir. Ancak bu etki bu grup ilaçlarda düşük doz aralığında geçerlidir. Yüksek dozlarda bu etki kaybolabilmektedir. Şizofrenide kanda serotonin düzeyi ölçülerek yapılan çalışmalar çelişkili sonuçlar vermektedir. Serotonin düzeyinde yükseklik olduğunu ileri sürenler olduğu gibi fark olmadığını ileri sürenler de vardır. Bazı bilim adamları bu farklılıkların şizofreninin klinik alt tipleri ile ilgili olduğunu ileri sürmektedirler.

Güçlü 5-HT2a blokörü, zayıf D2 blokörü olan ilaçlar sayılan tipik özellikleri göstermektedir. Bu ilaçların etkilerinin bu iki reseptörle sınırlı olamayacağı da düşünülmektedir.

Klozapinin etki düzeneğinde serotoninin rolü kısmi serotonin agonisti olan m-klorofenilpiperazin (mCPP) çalışmalarına dayanır. Bu madde tedavi edilmemiş şizofreniklerde belirtileri artırmakta, sağlıklı olgularda  böyle bir etki göstermemektedir. Ek olarak hem sağlıklı hem de hasta kişilerde prolaktin ve kortikal salgısını da artırır. Ancak tedavi edilmemiş şizofren hastalarda prolaktin kontrollere göre daha az yükselmektedir. şizofreniklerde mCPP ile oluşan endokrin ve davranışsal yanıtları inhibe etmektedir. Klozapine en iyi yanıt veren olgular da ilaçsızken mCPP ile oluşan yüksek yanıtı veren olgular olmuştur. Klozapine bu yanıtların 5-HT2a aracılığı ile olduğu düşünülmektedir.

Bu grup ilaçların serotonin üzerindeki etkileri önemli olmakla birlikte tüm etkileri bu özellikleri ile açıklanamamaktadır. Bu ilaçların önemli özelliği mezolimbik seçicilik göstermeleridir. Bunlara ek olarak depolarisazyon inaktivasyonuna neden olabilir, GABA salımını ve glutamerjik etkiyi artırabilirler. Bazal ganglionlardaki dopaminerjik sinir sonları ile bu bölgedeki glutamat sinir sonları arasında ilişki bulunduğu ve dopaminin bu ilişki aracılığı ile kortekste glutamat sekresyonunu inhibe ettiği ifade edilmiştir. Glutamat nöronları üzerindeki dopaminerjik reseptörler korteksden gelen bilgi akışını filtre görevi görmektedirler. Glutamatın şizofrenideki rolü ile ilgili olarak değişik görüşler ortaya atılmıştır. Şizofrenik hastaların beyin omurilik sıvısında glutamat seviyesinin düşük oluşuna dayanarak kortikostriatal ve kortikomezolimbik glutamaterjik aktivite azalmasının bu alanlarda dopaminerjik aktiviteyi artırdığı ileri sürülmüştür. Bilindiği gibi klozapinin glutamaterjik etkisi vardır. kısmen glutamaterjik aktiviteyi artırarak etki eder, bu da dopaminerjik inhibisyona neden olur. Glutamaterjik ilaçlar bu yolla antipsikotik etki gösterirler.

KLOZAPİN

Atipik nöroleptiklerin protipini oluşturan ve sık kullanılan klozapinden diğerlerine göre daha ayrıntılı olarak bahsedilecektir. Klozapinin D2 üzerine afinitesi düşük, D1 reseptörüne yüksektir.  klozapin  MSS’de nörotransmiterleri artırır. Bu etkisi ile haloperidole benzer. Ondan ayrılan noktası ise, kronik kullanımla beraber tolerans gelişmez.ayrıca bazal ganglionlardadaki GABA turnoverini haloperidolün aksine azaltmaz artırır. Belki bu etkisi ileride geç diskinezi oluşturmamaktadır.

Klozapinin striatal bölgelerde DA sekresyonunu daha fazla artırdığı söylenir. Çünkü limbik bölgede dopamin sekresyonunun, fazla artıması demek psikozun pozitif semptomlarının alevlenmesi anlamına gelir. Halbuki bu etkinin daha çok striatumda görülmesi, ilacın aynı zamanda gerçekleştirdiği D2 reseptör blokajının üstünde bir dopaminerjik aktivasyon sağlayarak EPS ve geç diskinezi oluşturma potansiyelini yenmesine neden olur.

Klozapinin serotonin üzerine etkileri hayvan deneylerinde  hem 5-HT hem 5-HIAA konsantrasyonlarını yükselttiği, bu etkinin hem akut hem kronik kullanımda görüldüğü bildirilmiştir. Klozapin plazmadaki triptofan konsantrasyonunu yükseltmektedir. Beyinde 5-HT sentez ve sekresyonunun artışı, muhtemelen triptofanın, plazmadaki artışına bağlı olarak beyne daha fazla geçişi ile ilgidir. Klozapin, plazma triptofan konsantrasyonunu artırarak kan beyin bariyerine karşı, bu aminoasidin yarışmalı geçişini kolaylaştırmaktadır. Hayvan deneylerinde (deneysel hipertermi yöntemleri ile) klozapini 5-HT2 antagonisti olarak gözüktüğü ve bu özelliğin nöroleptiklerdeki atipikliği ve yine atipikliğin biyokimyasal ölçütü olarak da; 5-HT2/D2 reseptörlerinde yarattığı antagonizmanın birbirine oranının alınması önerilmiştir. Gerçekten de atipik nöroleptikler tipik nöroleptiklere göre daha yüksek oranda 5-HT2, daha oranda D2 antagonizması yaparlar.

Klozapinin kronik kullanımı frontal kortekste 5-HT2 reseptörlerinde sayıca azalmaya neden olmaktadır. Bu durum, frontal kortekste, klozapin tarafından %-HT2 reseptörlerinin etkili biçimde bloke edildiğini gösterir. Öte yandan klozapinin 5-HT otoreseptörleri üzerinde de etkisi vardır. Klozapinin bu otoreseptörler aracılığı ile DA sekresyonu üzerinde de etkili olduğu gösterilmiştir. Bu bulgu üzerine klozapinin antipsikotik etkisinin 5-HT otoreseptörleri üzerinden gerçekleşebileceği düşünülmüştür.

5-HT ve DA arasındaki ilişki, klozapinin antipsikotik etkisilerini açıklamata önemli bir noktadır. Rafe nukleusunun serotonerjik nöronları striatumdaki DA nöronları üzerinde inhibitör etkide bulunur. DA antagonistlerince oluşturulmuş olan katalepsi, rafe nukleusuna yapılan lezyonlar ya da antiserotonerjik ilaçlar tarafında inhibe edilir. Yani rafe nukleusunun, inerve ettiği sahalardaki DA metabolizması üzerinde tonik bir inhibisyon etkisi vardır. Klozapinin prefrontal kortekste DA aktivitesi üzerinde etkinliği olan 5-HT aktivitesini artırarak, bu bölgedeki dopaminerjik aktivasyonu azaltır. Bu durum psikozun ortadan kalkması için bir nedendir.  Klozapinin bu etkisi raphe nukleusunun uyarılmasının yarattığı etkinin aynısıdır.

Klozapinin etkisi, DA ve 5-HT ile sınırlı değildir. İlacın güçlü antikolinerjik, anti-alfaadrenerjik, anti-betaadrenerjik etkilerinin yanında GABA yı striatumda artırıcı, substansia nigrada azaltıcı ve glutamini uyarıcı etkileriyle nörotensin üzerinde tam belirlenmemiş etkileri vardır.

Özetle şunu söyleyebiliriz ki, klasik nöroleptikler, belli bir süre kullanıldıktan sonra hem limbik hem de nigrostriatal bölgelerde depolarizasyon inaktivasyonuna neden olarak dopaminerjik nöronların ekstrasellüler bölgelere dopamin salmasını engeller. Böylece de, limbik bölgelerde DA fazlalığına bağlı olarak gelişen psikozu baskılarlar. Bir yandan da, nigrostriatal bölgelerde yarattıkları dapominerjik inaktivasyon, ve DA azalması neden ile bilinen parkinsoniyen yan etkilerle geç diskineziye neden olurlar. Buna karşılık ise Klozapin nigrostriatal bölgelerde inaktivasyon oluşturmaz, dolayısıyla bu bölgelerde DA azalması göstermeyerek parkinsonien yan etki ve geç diskinezi oluşturmaz.

Klozapin en yüksek plazma düzeyine 1-4 saatte ulaşır. Karaciğerde ilk geçiş metabolizmasına uğrar. %95 oranında plazma proteinlerine bağlanır. Atılımı %50 idrarla, %30 oranında  da feçesle olur.

Genel olarak 16 yaşın üzerindeki tedaviye dirençli şizofrenik hastalarda önerilen klozapin, son yıllarda daha küçük çocuklarda da kullanılmaya başlanmıştır. İlaç ilk iki gün 12.5 mg olarak uygulanmalı, sonraki günlerde 25 mg artırılarak planlanan doza çıkılmalıdır. Klozapinin doz aralığı 75-800 mg/gün’dür. Gençlerde 300-400 mg/gün dozu genellikle yeterli olmaktadır.

Klozapin hem negatif hem de pozitif semptomlar üzerine etkilidir. Ayrıca anksiyete ve gerginlik üzerinde haloperidola göre daha büyük etkinlik sağlamıştır. Özellikle anksiyete, gerginlik ve somatik semptomlarla giden psikozda daha güçlü etkinliği olduğu görülmüştür. Tedaviye dirençli şizofren hastaların paranoid alt tiplerinde daha güçlü bir etkinliği vardır. Özellikle grandiyosite skorlarını belirgin biçimde aşağı çeker.  Klozapin, klasik nöroleptiklerden farklı olarak kognitif işlevler üzerinde de iyileştirici etkiye sahiptir. Özellikle semantik hafıza üzerinde etkili olduğu belirtilmiştir.

Klozapinle tedavi etkinliği biraz geç ortaya çıkmaktadır. Özellikle negatif semptomlar üzerinde 6 aya kadar uzayabilen bir tedavi etkinliği ortaya çıkarmaktadır. Bu sürenin ilk 1.5 ayında etki hızlı biçimde ortaya çıkmakta, sonraki 3-3.5 ay içinde yavaşlamış biçimde de olsa sürmektedir.

Düşük ekstrapiramidal yan etkisi ve düşük geç diskinezi riskine rağmen mevcut yan etkileri şunlardır.

Yan etki                                         görülme sıklığı

  • EEG değişikliği                                           %35
  • Yorgunluk                                                  %27
  •                  %21
  • Postural hipotansiyon                            %17
  • Taşikardi                                                      %14
  • Lökositoz                                                     %13
  • Kilo alma                                                      %13
  • EKG de değişiklik                                      %10
  • Ateş                                                                %9
  • Hipersalivasyon                                        %8
  • Bulantı kusma                                             %7
  • Cilt lezyonları                                             %1
  • Lökopeni                                                      %1
  •                                          %1

Generalize nöbet  sıklığında doza bağlı artma, 600 mg/gün’ün üzerinde hastaların %6-8 inde ortaya çıkar. Klozapinin düşük dozlarında, nöbet sıklığı, sıradan nöroleptiklerinkinden fazla gibi görünmektedir.  Öte yandan %1 olmakla berber diğer önemli komplikasyon; reversible agranulositoza neden olmasıdır. İlacın kesilmesi ile bu etkide geriye dönmektedir. Sepsis gibi ikincil nedenlerle ölümün önlenmesi için agranülositozun erken tespiti önemlidir. Agranulositozun otoimmün bir reaksiyona bağlı olduğu düşünülmektedir. Agranulositoz doza bağımlı olarak değil, zamana bağlı olarak ortaya çıkar. Bu yan etkisi ile kan ölçümleri ile takibi gerekmektedir.

Erken başlangıçlı şizofreni klasik antipsikotik ilaçlara zayıf cevabı için risk faktörü oluşturmaktadır. Bu amaçla çocukluk çağı başlangıçlı tedaviye dirençli şizofren 21 adolesan hastada yapılan klozapinin kontrollü bir çalışmasında (Kumra 1996);  psikotik semptomların iyileşmesinde haloperidola üstün olduğunu görmüşlerdir. Ancak epilepsi ve hematolojik bozuklukların klinik tedaviyi sıklıkla komplike ettiğini ifade etmişlerdir.

Adolesanlarda şizofreninin hem negatif hem de pozitif semptomlarının tedavisi ile ilgili yapılan bir çok çalışmada klozapinin etkili olduğu görülmüştür. Ama bu çalışmalarda klozapinin yetişkinlerden daha sık ekstrapiramidal yan etkilere neden olduğu da görülmüştür.

Manik episodlu pediatrik hastalarda antipsikotiklerin kullanımını araştıran kontrollü çalışmalar olmamasına rağmen, bildirilen vaka raporlarında; bipolar bozukluklu tedaviye dirençli gençlerde klozapinin faydalı olabileceği söylenmiştir (Fuchs 1994; Kowatch1995)

Otistik çocuklarda, yapılan vaka raporunda 3 çocuktan 2 inin klozapinden klinik fayda gördüğü bildirilmiştir (Zuddas 1996).

Mental retardasyon antipsikotik tedaviyle cevap alınan bir hastalık olmamakla beraber, bu çocuklarda mizaç, psikotik, yıkıcı davranışsal ve otistik spektrumunda bozukluklar olabildiğinden antipsikotik tedavi gerekebilmektedir. Mental retardasyonlu 6 yetişkin hastada klozapinle yapılan çalışmada agresif davranışları azaltmada etkili olduğunu göstermişlerdir(Simon 1996).

Tik bozukluklarında yapılan çalışmalarda ise; Tourette sendromlu 7 adolesan hastanın tedavisinde, klozapinin çift-kör, plasebo kontrollü çalışmasında etkisiz olduğu sonucunu almışlardır.

OLANZAPİN

, güçlü serotonin, muskarinik ve dopamin reseptör antagonistliği ile bir thienobenzodiazepindir. Moleküler yapısındaki bazı farklarla beraber yapısal olarak klozapine benzer. 5-HT2, 5-HT3, D1D2D4, alfa-1, M1, vee H1 reseptörlerine afinitesi yüksektir. Muskarinik reseptörlere yüksek afinite ile bağlanır. Ve böylece antikolinerjik özellik gösterir.5-HT2 antagonist etkisi, dopamin antagonizmine göre daha güçlüdür.

Klasik nöroleptikler, nigrostriatal (A9 nöronları) ve mezolimbik (A10 nöronlarında) nöronlarda depolarizasyon hızını azaltırken, olanzapin klozapine benzer şekilde mezolimbik sistemdeki A10 nöronlarında seçici etkiye sahiptir. Bu olanzapinin ekstrapiramidal yan etkiye sebep olmadan antipsikotik etkinliğine neden olur. Bu atipik profilini sağlar.

Yarı ömrü 24 saat olup ilacın üçtebiri fecesle atılırken kalan yarısından fazlası idrarla atılır. Ekstrapiramidal yan etki açısından haloperidole göre belirgin olarak üstündür. Sadece bir vaka raporunda olanzapin bağlı nöroleptik malign sendrom bildirilmiştir(Jack 1999). Yan etkileri genellikle yüksek dozlarda ortaya çıkar. Yan etkileri arasında kabızlık, ağız kuruluğu, iştahta artma, insomnia, sedasyon ve transaminazlarda geçici yükselme bulunur. Bununla beraber, klozapinle karşılaştırıldığında genellikle daha iyi tolere edildiği görülmüştür. Olanzapin tedavisi ile hiçbir hastada nötropeni, epilepsi veya EEG değişikliği gelişmemiştir.

7.5-17.5 mg/gün dozlarında 10-20 mg haloperidolden belirgin olarak üstün bulunmuştur.

Klozapine benzer reseptör bağlanma profili göstermesine rağmen haftalık hematolojik monitorizasyon gerekmediği için, tedaviye dirençli şizofren pediatrik hastalarda tedavideki rolü araştırılmaya başlanmıştır. Çocukluk cağı başlangıçlı, tedaviye dirençli 8 adolesanda yapılan prospektif bir çalışmada, ortalama 17.5 mg/gün dozuyla 8 haftalık çalışmada, 6 hafta klozapin alan 15 hasta karşılaştırılmış ve 8 hafta sonunda olanzapin alan BPRS total skorlarında %17, negatif semptomlarda %27, pozitif semptomlarda ise %1 iyileşme görülmüş, klozapin grubundaki değerlerdeki iyileşme kadar olmamakla beraber olanzapinin hatırı sayılır etkisi olduğu görülmüştür (Kumra 1998).

Preliminer bir çalışmada, yaşları 9 ve 10 olan mental retardasyon ve bipolar bozukluğu olan iki çocuğa olanzapin tedavisi başlanmış, çocuklardan biri aynı zamanda otistik bozukluğu mevcutmuş. Bu çocuklar diğer uygulamalarda cevap alınamayan agresif ve yıkıcı davranışları mevcutmuş. Birine 10 mg/gün diğerine 20 mg/gün olarak olanzapin uygulanmış ve bir hastada hafif sedasyon sağlanmış (Horrigan JP, 1997).

RİSPERİDON

Güçlü ve uzun süreli bir 5-HT2a antagonistidir. Bu reseptör üzerindeki antagonist etkisi D2 antagonizminden 25 kat daha güçlüdür. Bir benzizoksazol türevidir. Risperidonun 5-HT2 reseptörlerini potent biçimde bloke ederken, D2 reseptörlerinde de güçlü blokaj gösterirler. D2 antagonist etkisi haloperidolden azdır. 5-HT2 antagonizmi ritanserinden fazladır. Bu etkileri ile potent antipsikotik olup hem pozitif hem de negatif semptomlar üzerinde etkilidir. Bir çalışmada etkisinin haloperidolden daha erken başladığına işaret edilmiştir. D2 antagonizmi klozapinden göreceli olarak daha yüksektir.

5-HT2 ve D2 reseptörlerinin yanında aynı zamanda aynı zamanda histaminerjik ve alfa-1 adrenerjik reseptörlere de bağlanır. D1 antagonist etkisi haloperidolden azdır. catalepsi oluşturmada haloperidola göre birkaç kez daha az potenttir. Bu da konvansiyonel ilaçlara göre daha az ekstrapiramidal yan etkilere  yol açtığını destekler. Son zamanlarda yapılan çift kör çalışmalarda risperidonun haloperidol kadar ekstrapiramidal yan etkilere  yol açtığı ifade edilse de diğer bazı çalışmalarda potent antipsikotik olan risperidonun diğer dopamin blokörlerine göre daha az ekstrapiramidal yan etkilere  yol açtığı desteklenmiştir. Kaynaklarda doza bağlı ekstrapiramidal yan etki gösterdiği de söylenir.

Risperidon oral alımından sonra hızlı absorbe olur. En yüksek plazma konsantrasyonuna 2 saatte ulaşır. Absorbsiyon yemeklerle etkilenmez. % 70 idrarla atılırken, %14’ü feçesle atılır. Karaciğer fonksiyonlarında bozukluğu olanlarda risperidonun bağlanmamış fraksiyonları artarak daha güçlü etkisini gösterir. Bu nedenle bu kişilerde doz yarıya indirilir.

Yan etkileri arasında; ekstrapiramidal yan etkilere  yol açar ama 10 mg/gün altındaki dozlarda genellikle hafiftir. Yine alfa-1 adrenerjik antagonist özelliği ile, tedavinin başlangıcında refleks taşikardi ile beraber ortostatik hipotansiyona neden olabilirler. D2 antagonistliğinden beklendiği gibi, doza bağlı olarak prolaktinde artışa neden olur. Bu da erektil ve ejakulatuvar disfonksiyonlara,galaktore, adet düzensizliğine neden olur. Ayrıca, bulantı, kusma, karın ağrısı, burun tıkanıklığı, anksiyete  ve kilo alma diğer yan etkileri olarak sayılabilir. Belirgin olmayan EKG değişikliklerine de neden olur (QT aralığında uzama).

Risperidonun 12-17 yaşları arasında kullanımı konusunda bilgiler yeterli değildir. 3-6 mg/gün dozlarda etkili olduğu bildirilmektedir. Ancak ilacın karaciğer ve böbrek işlevleri üzerine olumsuz etkileri olduğu, bu nedenle 16 yaşın altındaki çocuk ve ergenlerde kullanılmaması önerilmektedir.

16 adolesan şizofren hastada yapılan 4 aylık  çalışma sonunda 11 hastada çok iyi iyileşme olduğu gözlenmiştir. Çalışmanın sonunda ulaşılan ortalama tedavi dozu, 5.9 mg/gün ve en sık görülen yan etkisi olan hafif sedatif etkisi ile iyi tolere edilebildiği bildirilmiştir. Bu 16 hastadan 3ünde ekstrapiramidal yan etkiler gelişmiştir. Ve buradaki çalışmacılar, risperidonun şizofren adolesanlarda etkili ve güvenli olabileceği sonucuna varmışlardır (Grcevich 1996).

Yine şizofren 10 adolesan hastanın praspektif 6 haftalık çalışmasında, risperidon tedavisi süresince semptomlarda belirgin azalma bulunmuştur.çalışmanın sonunda 10 hastadan 6 sı tedaviye çok iyi cevap verdiği bildirilmiştir. Çalışmanın sonunda risperidon dozu 6.6 mg/gün olduğu en sık görülen yan etki olarak ta sedasyon ve kilo alımı olduğu gösterilmiştir. 2 hastada akut distoni, 3 ünde parkinsonizm geliştiği görülmüştür (Armenteros 1997).

DEHB ve davranım bozukluğu olan 4 çocuk ve bipolar bozukluğu olan 2 hastadan yapılan vaka sunumunda; 6 hastanın da mevcut ciddi agresif davranışlarının 3mg/gün’den düşük risperidon ile etkili şekilde tedavi edildiği rapor edilmiştir (Fras 1995).

Otistik ve yaygın gelişimsel bozukluğu olan hastalarda yapılan çalışmalarda ise; agresyon, aşırı hareket, anksiyete ve sosyal relatedness’in risperidonun 2 mg/gün ve altındaki dozlarda faydalandığı görülmüştür (Findling 1997; Fisman 1996; Frankenburg 1993; McDougle 1997). Bu çalışmalarda görülen en sık yan etkinin sedasyon ve kilo alımı olduğu görülmüştür.bu çalışmalardaki 44 hastadan sadece 1 inde ekstrapiramidal yan etki görülmüştür.

Mental retardasyonlu yetişkin hastaların tedavisinde risperidonun potansiyel faydaları olduğu bir çalışmada açıklanırken (Simon 1996), çoğu yetişkin olan mental retarde hastalarda yapılan plasebo kontrollü çit-kör çalışmada, risperidon karşılaştırılmış. Atipik ve disfonksiyonel davranışlarda azalmada, risperidonun plaseboya üstün olduğu görülmüştür. Ve yine sedasyonun en sık görülen yan etki olduğu bildirilmiştir (Vanden Borre 1993).

Tik bozukluklarında ise, 11-16 yaşları arasında tik bozukluğu olan 7 hastaya risperidonun prospektif bir çalışması yapılmış ve 1.0 mg/gün ve 2.5 mg/gün dozları arasındaki tedavilerde tik sıklığında azalma olduğunu gözlemişlerdir. Tik bozukluklarında yapılan ikinci çalışma; 38 hasta( 23 ü erişkin tik bozukluğu olan hasta) değişebilen doz şemaları ile ortalama doz 2.7 mg/gün olan çalışmada, hastaların %80 nin risperidonu tolere edebildiği ve 4 haftalık tedavi süresinde hemen hemen %60 nın iyileştiği bildirilmiştir. 6 vakada ekstrapiramidal yan etkilere  rastlandığı, yine en sık yan etkinin sedasyon olduğu görülmüş. Ve çalışmacılar risperidonun Tourette sendromunda kullanılabileceğini bildirmişlerdir (Bruun 1996).

Kaynak: http://www.gata.edu.tr/dahilibilimler/cocukruh/atipik.htm

Bir önceki yazımız olan Santral Sinir Sistemi İlaçları başlıklı makalemizde (flunitrazepam), ADHD ve Allopurinol hakkında bilgiler verilmektedir.

1 Pingbacks »