Psikofarma »

Eylül 26, 2016 – 11:07 pm | 16.482 Kez Görüntülendi

Epilepsi Nedir? Epilepsi İlaçları Nelerdir?

Epilepsi nedir?

Epilepsi normal nörolojik işlevleri bozan tekrarlayıcı nöbetlerin …

Read the full story »
Antidepresan İlaçlar

Antidepresan İlaçlar »»» Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlardır. kimyasal yapılarına ya da etki düzeneklerine göre sınıflandırılırlar.

Antimanik İlaçlar

Antimanik İlaçlar »»» Zihin Dengeleyiciler Depakene Depakote sprinkles Lamictal (lamatrogine) Lithium (lithium carbonate) Eskalith Lithobid

Antipsikotik İlaçlar

Antipsikotik İlaçlar»»» Şizofrenideki düşünce bozukluğu, hallüsinasyonlar ve delüzyonlar gibi gürültülü psikoz belirtilerini giderir ve nüksü önlerler

Anksiyolitik İlaçlar

Anksiyolitik Sedatif Hipnotik ilaçlar »»» anksiyete tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Diğer bir deyişle kaygı ve korku gidericiler olarak da adlandırılırlar

Antiepileptik İlaçlar

Antiepileptik ilaçlar »»» Epilepsinin yanı sıra epileptik olmayan nöbetlerin tedavisinde de kullanılılan ilaçlar Fenitoin Karbamazepin Barbitüratlar

Home » antidepresan, Antidepresan İlaçlar, antidepresanlar, ilaç, ilaçlar, Psikofarmakolojik Yazılar

Antidepresan Kardeşliği

Submitted by on Nisan 1, 2013 – 12:04 pm | 3.772 Kez Görüntülendi

’yla ’ın

Sosyo-ekonomik düzeyin insan ruhu üzerinde nasıl bir etki oluşturduğunu araştırmak için Nişantaşı ve Bağcılar’daki psikiyatristlerin kapısını çaldık. Semtler değişse de karşılaşılan psikolojik problemler büyük oranda benzerlik gösteriyor. Yoksul kesimdeki kadınlar sonrasında bedensel ağrılara maruz kalırken, zenginler insan ilişkileri kurmakta zorluk çekiyor.

Nişantaşı’ndaki özel bir psikiyatri kliniğinin bekleme salonundaki deri koltukta doktorun seans bitirmesini bekliyoruz. Hafiften klasik müzik çalıyor. Sekreter, her yeni gelen hastaya güler yüzle, “Ne içersiniz?” diye soruyor. İçerideki hasta biraz sonra doktorun odasından çıkıyor. Şık giyimli kadının yüzünde oldukça kaygılı bir hal var. Doktor, hastasını kapıya kadar uğurluyor ve “Merak etme, iyi gelecek. Bir ay sonra tekrar görüşelim.” diyor. Doktorun bu cümleleri kadını rahatlatmaya yetmiyor, “Eğer evden dışarı çıkabilme korkumu yenebilirsem geleceğim…” diyor. Çıkmadan seans ücreti 400 TL’yi sekretere ödüyor.

Oysa daha birkaç saat önce gezdiğimiz varoş diye tabir edilen Esenler, Yenibosna ve Bağcılar gibi semtlerdeki polikliniklerde tam tersi bir manzara vardı. Hastalar, sıranın kendilerine gelmesini koridorlarda ayakta bekliyordu. İçeri giren her hasta 9 dakika kadar doktorla görüşebiliyordu.

Devlet hastanesinde görev yapan bir psikiyatrist aylık ortalama 500 hastaya bakıyor. Bu rakam, lüks bir semtteki özel klinikte 150’yi geçmiyor. Nişantaşı’ndaki kliniklerde her seans en az 50 dakika sürüyor. Tabii ücret de bu oranda değişiyor. lüks semtlerde seans başına 250 TL’den başlıyor, 600 TL’ye kadar çıkıyor. Varoş semtlerde ise eğer sigortanız yoksa polikliniklere özel seans için 100 TL ödüyorsunuz.

Semtler farklılaşınca hastaların kaygıları, buna bağlı olarak da psikolojik problemleri değişiyor. Araştırmalar yoksul ülkelerde; panik bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ve anksiyete (kaygı hali) gibi hastalıkların daha fazla olduğunu gösteriyor. Kişi başına düşen milli gelir, kültürel düzey, yaşam standartları insan ruhunu etkiliyor.

Dünya genelinde her 100 kişiden 14 ile 20’si hayatında bir kez depresyona giriyor. Biyolojik, kimyasal ve genetik faktörler kişinin dengesini bozuyor. Bir de üzerine stres faktörü etkilenince depresyona girme ihtimali artıyor.

Uzmanlar, kırsaldan şehre göç edenlerin oturduğu yoksul kesimlerde kısır bir döngünün olduğuna dikkat çekiyor. Kişi, yeterince iyi beslenemiyor, fiziksel rahatsızlıklar psikolojik hastalıklara neden oluyor. Bazı psikolojik rahatsızlıklar ise fiziksel rahatsızlıkları tetikliyor. İş kaygısı özellikle erkekleri olumsuz yönde etkiliyor, stres bozukluklarına kapı aralıyor. Bu semtlerde eğitim seviyesi de düşük olduğu için kişi ruhsal sorunlarına çare bulmakta zorlanıyor. Özellikle erkekler ‘deli’ damgası yememek için psikoloğa gitmekten çekiniyor. Kadın hastalar ise psikologlarla daha barışık. Toplamda, zengin-fakir hastaların dörtte üçünü kadınlar oluşturuyor.

Fakirlerde  ‘’ zenginlerde var

Yoksul kesimlerde daha çok baş gösteriyor. Varoş semtlerde kadınlar kendilerini tam olarak ifade edemedikleri için beden dilini kullanıyor. Psikolojik problemleri vücuduna yansıyor. Sırt ağrıları, mide ve bağırsaklarda düzensizlik karın ağrısı, kabızlık ve cilt hastalıkları yoksul kadınların en sık karşılaştıkları sorunlar. Yalancı bayılmalarla doktora başvuruyorlar.

Zengin kesimdeki kadınlar ise ilişki kurmada zorluk çekiyor, karşısındakine mesafeli davranıyor. Fiziksel ve cinsel şiddete maruz kaldığında hemen depresyona giriyor.

de zengin ve fakir semtlerde farklılık gösteriyor.

Yoksul semtlerde dinî inançlar devreye giriyor. Dinî inançları kuvvetli, itikadı sağlam hastalar bir imtihan içinde olduğunu düşünerek kaygılarını azaltıyor.

Zenginler ise ‘Niçin ben?’ şeklinde sorgulamaya gidebiliyor. Böylesi bir durumda sorun, içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Zengin semtlerde başta içki olmak üzere madde bağımlılığı önemli bir sorun teşkil ediyor. içkiyi bırakmak için terapi alıyor. da yaygınlaşıyor.

Fakir semtlerde ise özellikle gençler madde bağımlılığı, alkol ve esrarın pençesine düşüyor. Gelin-kaynana arasında yaşanan kavgalar psikolojik problemlere neden oluyor. Hemen her kadın aynı cümlelerle söze başlıyor, “Kocam çok iyi bir insan ama annesinin sözünü dinliyor.” Eltiler arasında da üzücü hadiseler yaşanıyor.

Fakir semtlerde oturan kadınlar çalışmadıkları için kendilerini daha çaresiz hissediyor. Çalışan zengin kadın problemlerine çare bulabiliyor. Kırsal kesimde evlilik bağı daha güçlü gözüküyor ama bu bir mecburiyet üzerinden yürütülüyor. Yoksul semtlerde özellikle ergenlerde özentiden kaynaklanan psikolojik sıkıntılar doğuyor. Muhafazakâr anne, kendi giyim tarzına hiç de benzemeyen kızını, kolundan tutup psikoloğa götürüyor. Ergen kız ve erkekler, “Ailem beni anlamıyor, dinlemiyor, isteklerimi yasaklıyor.” şeklinde dert yanıyor. Aile ise çocuklarının kız-erkek arkadaş ilişkilerinden ve ders çalışmamasından yakınıyor. Özellikle dar gelirli ailelerin çocukları ailelerinin kredi kartlarıyla bilinçsiz alışveriş yapıyor, yalana başvuruyor.

Türkiye’deki en önemli problemlerden biri de kırsalın modernite ile hastalıklı bir ilişkisinin olması. Genç kız ve erkekler, giyim ve kuşamlarıyla modern olunca şehir hayatına entegre olduğunu düşünüyor. Bu durum da kültürel çatışmalara kapı aralıyor.

İki farklı semt iki farklı hikâye

41 yaşındaki Z.K., Zeytinburnu’nda oturuyor. Kocası çalışmadığı için evin bütün yükünü o çekiyor. Her hafta 8 apartmanın merdivenlerini temizliyor, daire başına 10 TL kazanıyor. 3 çocuğu var. Bir tanesine de hamile. Aslında çocuk yapmayı istememiş. Eşinden şiddet gördüğü için depresyona girmiş. Sigortası olmadığı için kazandığı paranın bir kısmıyla psikoloğa gidiyor. Üç yıldır kullanıyor. İlacı bırakmayı düşünüyor ama bu fikir bile onda kaygı oluşturmaya yetiyor.

Nişantaşı’nda yaşayan E.M.’nin ise bambaşka bir hayatı var. Ünlü isimlere makyözlük yaparak iyi bir gelir elde ediyor. Genelde geç saatlere kadar çalışıyor, aylık ortalama 7-8 bin TL kazanıyor. 10 yıldır gezmediği psikolog kalmamış. İnsanlarla ilişki kurmakta zorlandığını, tahammül seviyesinin git gide azaldığını söylüyor. Psikologlarla daha özgüvenli bir ilişki kurabiliyor. Çareyi alkolde aradığı için ciddi şekilde alkol bağımlılığı var. Bir taraftan da bu illetten kurtulmanın yollarını arıyor.

‘Depresyon, yoksul semtlerde daha şiddetli yaşanıyor’

Psikiyatrist Prof. Dr. Kemal Arıkan, uzun yıllar Amerika’da antidepresan ilaçların etkileri üzerinde araştırmalar yapmış. Şimdi Osmanbey’de bir kliniği var. Arıkan, yoksul semtlerde depresyonun daha şiddetli geçtiğinin altını çizerek şunları söylüyor: “Aile içinde yaşanan ekonomik sorunlar ve şiddet, ileride çocukların psikolojik problem yaşamasına zemin hazırlıyor. Bu durum fakir semtlerde daha şiddetli yaşanıyor. Moral ve destek eksikliği, maddî kaygılar ve eğitimsizlik intihar oranlarını artırıyor.”

‘İlaç sektörünü psikiyatristler ayakta tutuyor’

Psikiyatrist Enver Demirel Yılmaz’ın, tip ve mizaç modelleri üzerine kitapları var. Yılmaz, zengin ve fakir semtlerde yaşanan psikolojik problemlerin en az yüzde 60 benzerlik gösterdiğine dikkat çekiyor. Yılmaz, “Toplumdaki bireylerin ihtiyaç dilleri, yaşamsal fonksiyonlarının arzuları ortaktır. Nişantaşı’nda yetişmiş bir psikiyatr arkadaşıma şunu söylemiştim, ‘Fatih-Çarşamba’da yetişip, orada yaşayan kadınla, İzmir-Konak’ta yaşayan kadın arasında büyük bir benzerliğin olduğunu göreceksin. Sana gelen hasta ya da danışanlarına bu perspektiften bakarsan çevresel çeşitliliğin sende meydana getirebileceği sübjektiflikten sıyrılabilirsin’.”

Yılmaz, özellikle psikiyatristlerin el üstünde tutulmasını sektörüne bağlıyor. Ona göre ilaçlar kısa süreliğine depresyon belirtilerini ortadan kaldırıyor. Yani tıraş olmak gibi… Kalıcı bir iyileşme sağlamak için kişiyle zaman geçirmek, hayatının içine girmek gerekiyor. Halbuki günde 40-50 hastaya az vakit ayırarak bakmak bunu mümkün kılmıyor. Yılmaz, “Böyle bir imkânımız yok. Bize verilen misyon, sanayiini ayakta tutmak. Bize bunun için fazla maaş veriyorlar. Bir liraya üretilen ilaçlar 100 TL’ye satılıyor. Bu çok muazzam bir sektör. Maalesef kırsal kesimdeki kadınlar da bu küresel sisteme entegre oluyor. ‘Bana ver rahatlayayım.’ diyor. İşte tam bu noktada psikiyatri işlevselliğini yitiriyor. Psikoterapik enstrümanları daha fazla kullanmak gerek.” diyor.

 

Bir önceki yazımız olan MOLREM 30 Mg Efervesan Tablet başlıklı makalemizde Antidepresan, antidepresan grubu ilaç ve hakkında bilgiler verilmektedir.